Pet İlk Yardım Önerileri

Hayatın içinde bazen yaşamı tehlikeye sokan acil durumlarla karşılaşabiliriz. Böyle acil durumlarda yaşam ve ölüm arasındaki zaman bazen bir kaç dakikayla ölçülür. Bu bir kaç dakikalık zaman diliminde yapılabilecek ufak tefek bazı müdahaleler çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. Veterinerinize ulaşıncaya kadar veya veterinerinize ulaşamayacağınız bir durumda bu küçük detaylar ve ilk müdahale sayesinde hayati tehlike yaratabilecek bazı durumlara engel olabilir ve küçük dostunuzun hayatını kurtarabilirsiniz.


HATIRLATMA

İlk yardım sırasında en temel kural sakin ve soğukkanlı olmaktır. Aksi halde çok fazla zaman kaybedip, telaş ve heyecandan yanlış veya eksik uygulamalarla fayda yerine zarar verebilirsiniz. Unutmamalısınız ki sizin yapacağınız ilk yardımdaki amaç hastayı tedavi etmek değil, ilk andaki hayati tehlikeyi önlemeye çalışmaktır. Bu ilk bir kaç dakikalık müdahaleden sonra ne olursa olsun mutlaka ve mutlaka veteriner hekim müdahalesi gereklidir. İkinci temel kural ise müdahale ettiğiniz petten gerektiğinde kendinizi korumaktır. Çünkü müdahale gerektiren durum sırasında hasta bilinçsiz davranışlarda bulunabilir ve siz sahibi bile olsanız sizi tanımayabilir. Gerektiğinde çevrenizden veya veteriner hekiminizden yardım isteyin yada ağzını bağlamayı ihmal etmeyin.


PETİNİZİN BAŞINA GELEBİLECEK KAZALAR VE YARDIM ÖNERİLERİ

İlk yardım çantası hazırlama
Böcek sokmalarında
Yaralanmalarda
Şok ve bayılmalarda
Boğulmalarda
Isı çarpmasında
Donmalarda
Zehirlenmelerde
Elektrik çarpmalarında
Yanıklarda
İLK YARDIM ÇANTASI
Öncelikle tüm pet sahiplerinin bir ilk yardım çantası bulundurması gerekir. Eğer mümkünse ilk yardım çantasından iki tane hazırlayarak birisini arabada diğerinide evinizde bulundurun.
İlk yardım çantasının içinde olması gerekenler,
Enjektör (gerektiğinde ilaç içirmek için), makas, cımbız veya pens,
Turnike, tampon, sargı bezi, pamuk, flaster
Dijital bir termometre (mümkünse klasik civalı termometreleri kullanmayın)
Antiseptik bir solüsyon (Biokadin, Zefiran gibi )
Antibiyotikli bir merhem (Terramycin merhem, Furacin pomad gibi)
Antihistaminik pomad veya tablet
Amonyak


BÖCEK SOKMALARINDA
ARI SOKMASI

En çok rastlanılan böcek sokmalarından birisi arı sokmasıdır. Görebileceğiniz en önemli belirti ani bir çığlık ve sağa sola çılgın gibi koşuşturmadır. Isırılan bölgede kısa sürede bir şişkinlik olur. Aynı zamanda kaşıntı ve kızarıklıkda gözlenebilir. Bir pamuğa biraz amonyak damlatarak ısırılan bölgeye uygularsanız şişkinliğin kısa sürede azaldığını göreceksiniz.
Arı sokmalarında riskin boyutu ısırılan bölgeye veya arı sayısının çokluğuna bağlı olarak değişiklik gösterir. En önemlisi boğaz ve burun bölgesindeki arı sokmalarıdır. Bu bölgelerde oluşacak şişkinlik solunuma engel olabileceğinden çok hızlı bir müdahale gerektirir. Bunun gibi daha fazla sayıda arı sokması durumunda zehirlenme riski yüksek olduğundan dolayı acilen veteriner hekiminize veya en yakındaki veteriner hekime ulaşmaya çalışmalısınız. Eğer ulaşamayacak durumdaysanız telefonla görüşerek uygun bir antihistamik ismi almalı veya acil durum çantasındaki antihistamik ilacı kullanmalısınız.
Ayrıca petinizin arı sokmasına karşı genel bir alerjisi varsa bu durumda çok tehlikeli olabileceğinden hiç vakit kaybetmeden veteriner hekiminize veya en yakındaki veteriner hekime gitmelisiniz.


YILAN ISIRMASI

Yılan ısırması gibi bir durumda görebileceğiniz en önemli belirti ani bir çığlık, sokulan bölgede kaşıntı ve sağa sola sürtmedir.
Genelde zehirli yılanlar tarafından ısırılan kedi ve köpeklerde alınan zehirin miktarına ve ısırılan bölgeye bağlı olarak görülen semptomlar değişiklik gösterir. Eğer zehir miktarı fazlaysa genel durum çok hızlı kötüleşebilir.
Eğer mümkünse ısırılan bölgenin hemen üzerinden bir turnike uygulayarak zehirin dolaşıma girmesi önlenmeli ve acilen veteriner hekim aranarak yılan antiserumu temin edebilmek için zaman kazanılmalıdır. Bu arada turnikenin çok uzun süre kalmasının yaratabileceği gangren tehlikesinide göz önünde bulundurmalı ve yaklaşık 10 dakika ara ile turnikeyi gevşeterek dolaşımı sağlamalı ve hemen tekrar turnikeyi sıkmalısınız.
Isırılan bölgeye antiseptik sürülmesi genelde pek fayda sağlamaz. Bu nedenle vakit kaybedilmemelidir.


AKREP SOKMASI

Akrep sokmalarında görebileceğiniz en önemli belirti ani bir çığlık, sağa sola koşuşturma, sokulan bölgede kaşıntı ve ödemdir.
Zehirsiz akrep sokmalarında genellikle sokulan bölgede sadece ağrı ve ödem oluşur. Sonuç olarak büyük bir problem yaratmamakla birlikte veteriner hekime danışılması gerekir. Lokal veya oral yolla uygulanacak antihistaminik ilaçlarla tedavisi mümkündür.
Zehirli akrep ısırmalarında telaşlı bir koşuşturma, çok kısa sürede solunum güçlüğü, kas titremeleri ve felç hali görülebilir. Isırılan bölgenin hemen üzerinden eğer uygunsa turnike uygulayarak en kısa sürede veteriner hekime ulaşılmalıdır. Bu arada turnikenin çok uzun süre kalmasının yaratabileceği gangren tehlikesinide göz önünde bulundurmalı ve yaklaşık 10 dakika ara ile turnikeyi gevşeterek dolaşımı sağlamalı ve hemen tekrar turnikeyi sıkmalısınız.

YARALANMALARDA
TRAFİK KAZALARINDA YARALANMA

Trafik kazası petinizin başına gelebilecek en kötü olaylardan biridir. Böyle bir durumda olabildiğince sakin ve soğukkanlı davranmalı ve onun da sakinleşmesini sağlamalısınız.
Bilinç dışı davranışlarda bulunabileceğini unutmamalı temkinli davranmalısınız. Eğer bir solunum güçlüğü yoksa gerektiğinde ağzını bir parça sargı bezi ile bağlayarak size zarar vermesine engel olabilirsiniz.
Kanayan bir yarasının var olup olmadığını kontrol etmeli eğer varsa tampon veya turnike uygulayarak kanamayı durdurmalısınız. Bu arada turnikenin çok uzun süre kalmasının yaratabileceği gangren tehlikesinide göz önünde bulundurmalı ve yaklaşık 10 dakika ara ile turnikeyi gevşeterek dolaşımı sağlamalı ve hemen tekrar turnikeyi sıkmalısınız.
Solunumu ve kalp atışlarını kontrol etmeli, rahat soluk alabileceği bir pozisyona getirmeli, boynunda bir tasma varsa gevşetmelisiniz.
Kırık veya çıkık olma ihtimaline karşı yavaş hareket ettirmek kaydı ile bir battaniye veya sedye üzerine alarak en kısa sürede veterinerinize götürmelisiniz.
Mümkün olabilen en kısa sürede veteriner hekime ulaştırarak iç kanama veya şok olasılığına karşı erken müdahale yapılmasını sağlamalısınız.
Veterinerinize haber vererek gelişinizi bildirmeli ve gerekli hazırlıkların yapılabilmesi için zaman kazandırmalısınız. Böylece acil müdahalenin daha hızlı ve eksiksiz olması sağlanabilir.

DÜŞME SONUCU YARALANMALAR
Düşme sonucu yaralanmalar trafik kazalarında olduğu gibi tehlikeli durumlara neden olabilir. Bu tür kazalarda özellikle kırıklar çok oluştuğu için hastanın yerden kaldırılması sırasında çok dikkatli olunmalıdır. Hemen yerden kaldırmak yerine eğer anlayabiliyorsanız kırık ve yaralar açısından incelemeli ve hastanın yerden kaldırılması ondan sonra yapılmalıdır. Bunun içinde bir battaniye veya kalın bir kartonun üzerine yerden kaldırmadan kaydırarak aktarılmalıdır.
Eğer bir kanama varsa tampon veya uygulanabilirse turnike yaparak kanamayı durdurmalısınız. Bu arada turnikenin çok uzun süre kalmasının yaratabileceği gangren tehlikesinide göz önünde bulundurmalı ve yaklaşık 10 dakika ara ile turnikeyi gevşeterek dolaşımı sağlamalı ve hemen tekrar turnikeyi sıkmalısınız.
Ağız ve burun çevresinde birikinti (kan, salya vb.) temizlenmeli ve solunum rahatlatılmalıdır.
Bu tür düşmelerde özellikle iç kanama riski çok fazla olduğundan hemen veteriner hekime ulaşılmalıdır. Veteriner hekimin oraya gelmesi genellikle bir acil müdahale için yetersiz kalabileceğinden onu çağırmak yerine siz ona ulaşmaya çalışmalısınız. Böylece müdahale çok daha geniş imkanlarla yapılabilir.
Düşme sonucu özellikle kedilerde çene kırıkları çok fazla görüldüğünden kedinizde hiç bir problem yok gibi görünsede muhakkak veteriner hekiminize göstererek her hangi bir problem olup olmadığını teyit ettirin.
Hastanın şokta olabileceğini düşünerek ani haraketlerden ve yüksek seslerden kaçınmalısınız. Ayrıca şoktaki hayvanlar bilinçsiz haraket edebileceğinden kendinizide ısırık veya tırmalamalardan korumalısınız.
Veterinerinize haber vererek gelişinizi bildirmeli ve olay hakkında bilgilendirmelisiniz. Böylece acil müdahalenin daha hızlı ve eksiksiz olması sağlanabilir.

KAVGA SONUCU YARALANMALAR
Genellikle büyük köpeklerin saldırısına maruz kalan küçük ırk köpeklerde ve kedilerde bel ve boyun kırılmalarına oldukça sık rastlanır. Bu tür saldırıya maruz kalan kedi ve köpeklerin yerden kaldırılması ve veterinere ulaştırılması sırasında çok dikkatli olunması ve hastanın ani hareketlerden uzak tutulması gerekir.
Derin ısırık yaralarından dolayı oluşan kanamaların tamponlanarak veteriner hekime ulaştırılması zorunludur.
Çoğunlukla aynı boy ve kilodaki köpek karşılaşmalarında oluşan ısırık yaraları hayati tehlike yaratmamakla birlikte oluşabilecek komplikasyonlar açısından önemlidir. Çünkü bu tür ısırık yaralarında ısırılan bölgedeki tüyler ve ısıran hayvanın ağzındaki bakteriler deri altı ve kas dokusuna inerek enfeksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle kesinlikle veteriner hekim müdahalesi gereklidir.
Kavga sonucu oluşan doku ezilmeleri çok fazla olmamak kaydıyla bir kaç günlük dinlenme sonrasında kendiliğinden iyileşebilir.
Kavga sonucu oluşan derine inmeyen yaralanmalarda yani yüzeysel sıyrıklarda biokadin veya benzer bir antiseptikle bölgeyi temizlemek ve buna bir kaç gün devam etmek tedavi için çoğunlukla yeterlidir.
Kavgaya karışmış köpek veya kedi olayın şokundan olduğu gibi, ağrı ve acı nedeniyle de saldırgan davranışlarda bulunabilir. Bu nedenle müdahale ederken size bir zarar gelmemesi açısından dikkatli olunmalıdır.


KESİK VE BATMA YARALANMALARI
Kesik ve batma yaraları genellikle gezintiler sırasında cam , kıymık , metal parçaları gibi cisimlerin vücudun çeşitli bölgelerine özellikle ayak tabanlarına batması veya kesmesi sonucu oluşur. Bunun dışında düşme vakalarında yerdeki sivri cisimlerin vücuda saplanmasıyla da oluşabilir.
Kesik yaralarında kesilen bölgeye göre çok şiddetli kanamalar yada hafif kanamalar oluşabilir. Buradaki ilk müdahale kanamanın durdurulmasına yönelik olmalıdır. Bu amaçla kanayan bölgenin biraz üzerinden turnike uygulamak (eğer turnike uygularsanız yaklaşık 10 dakikada bir gevşeterek tekrar sıkmayı unutmayın) veya bir tamponla yara üzerine sıkıca bastırmak gerekir. Yapılan bu ilk müdahalenin ardından veteriner hekime acilen ulaşmalısınız. Bu konu özellikle şiddetli kanamalarda çok önemlidir. Veteriner hekiminiz kanamayı durduracak ve kesik bölgesinde herhangi bir yabancı cisim olup olmadığını kontrol edecektir.
Batma yaralanmaları kesik yaralanmalarına göre daha önemlidir. Çünkü cismin battığı bölgede derinlemesine bir hasar oluşturur ve bu da iç organların zarar görmesine neden olabilir. Bu tür batma yaralanmalarında yapılacak müdahalede dikkat edilmesi gereken şey batan cismin hemen çekilmemesidir. Öncelikle cismin battığı bölge incelenmeli ve altta zarar görebilecek bir organ olup olmadığı araştırılmalıdır. Örneğin karın boşluğuna batan cisimlerde cismi kesinlikle çıkarmaya çalışmayın ve eğer mümkünse yaklaşık 6-7 cm kadar üstünden keserek küçültün. Hemen veteriner hekiminize doğru yola çıkın ve bu arada cismin daha fazla batmasını veya haraket etmesini önlemeye çalışın.
Patilere batan ufak tefek kıymık ve dikenleri görebiliyorsanız, acil durum çantasındaki cımbızı kullanarak çekip alabilirsiniz. Burda dikkat etmeniz gereken çektiğiniz kıymığın veya dikenin hiç bir parçasının içerde kalmadığından emin olmaktır. Daha sonra bol antiseptikle bölge temizlenir ve bir sargı beziyle kapatılır. Eğer enfeksiyon gelişirse veteriner hekiminize danışarak uygun bir antibiyotik kullanabilirsiniz.
Yüzlek kesikler veya fazla derin olmayan kıymık batmaları sizin müdahalenizle veteriner hekime ihtiyaç duymadan iyileşebilir. Her ihtimale karşı hastanızı gözleyerek batma veya kesik bölgesinde şişme veya kızarıklık olursa hekiminize danışınız.

ŞOK VE BAYILMALARDA
Şok ve bayılmaların çok çeşitli sebepleri arasında trafik kazaları, kavgalar, zehirlenmeler ve genel olarak sinir sistemine etkiyen hastalıklar sayılabilir. Bu tür bir duruma maruz kalan petlerde dış etkilere karşı duyarsızlık olabileceği gibi aynı zamanda aşırı reaksiyonlarda görülebilir. Neden olan etkene göre değişsede ortak semptomlar olarak; titreme ve nöbetler, hareket bozukluğu, bilinçsizlik, uyuşukluk hali, sabit bakışlar, göz refleksinin olmaması veya zayıflaması görülebilir. Bu tür bir durumda hasta sahibinin müdahalesi genelde çok sınırlıdır. Çünkü öncelikle veteriner hekim tarafından bu durumun sebebi araştırılmalıdır ve tedavinin şekli buna göre belirlenmelidir.
Bu tür bir durumda olayın daha kontrollü bir şekilde atlatılması için hekime gidene kadar ki süre içinde sizin yapabileceklerinizi şöyle sıralayabiliriz;
Hastayı fazla hareket ettirmekten sakınılmalı olabildiğince yavaş ve sakin davranmalısınız.
Baş bölgesi yukarıda olacak şekilde sakin ve sıcak bir köşede yatırmalısınız.
Yiyecek ve içecek vermekten kaçınmalısınız, çünkü bilinç açık olmadığından boğulmaya neden olabilirsiniz.
Rahat soluk alıp almadığını kontrol etmelisiniz. Ağızda salya kusmuk gibi solunuma engel maddeler varsa temizlemelisiniz.

BOĞULMALARDA
Köpek ve kediler çok iyi yüzücüler oldukları için suda boğulma genellikle çok nadir görülmekle birlikte bazen çok akıntılı sulara kapılarak yada dar bir su kanalında sıkaşarak tehlikeye düşebilirler. Böyle bir durumda hekime gidene kadar ki süre içinde yapabileceklerinizi şöyle sıralayabiliriz.
Boğulma durumu söz konusu olduğunda yapılacak ilk işlem akciğerlere kaçan suyun çıkarılmasıdır. Bunun için hemen baş aşağı gelecek şekilde eğim verilmeli ve hasta hafifçe sallanarak suyun çıkışı sağlanmalıdır. Eğer solunum durmuşsa suni tenefüs yapılarak akciğerlere hava girişi sağlanmalıdır. Bu amaçla petinizin ağzını kapatın, kafasını hafifce ileri çekerek boynunu düz bir konuma getirin ve burnuna bir parça tülbent yayarak burnundan hava üfleyin. Göğsün her üfleyişte kalkıp inmesi yaptığınız işin doğru olduğunu gösterir. Eğer petiniz küçük ırk bir köpek veya bir kedi ise çok kuvvetli üfleyerek akciğerleri fazla şişirmeyin aksi taktirde akciğerlere zarar verebilirsiniz. Eğer bilginiz varsa kalp masajı yapılmasıda gerekebilir. Ancak öncelikle kalbin çalışıp çalışmadığını anlamalısınız. Çalışan bir kalbe kalp masajı yapmak çok tehlikelidir.
Ayrıca bazen yutabileceklerinden daha büyük şeyleri yemeye çalışmalarından veya oyuncaklarını yutmaya çalışmalarından kaynaklanan boğulma olayları şekillenebilir. Böyle bir durumda sık sık ağzını açıp kapar ve patileriyle ağzından bir şey çıkarmaya çalışır. Çok tedirgin ve panik bir hali vardır. Soluk almak güçleşmiştir. Yapabileceğiniz en iyi şey ağzını açarak eğer ulaşabiliyorsanız cismi almak, başaramıyorsanız hemen veteriner hekiminize gitmektir.

ISI ÇARPMASINDA
Petlerin direk güneşin etkilerine bağlı olarak veya çok sıcak havalarda hava sirkülasyonunun yetersiz olduğu kapalı ortamlarda bırakılmaları sonucu görülür.

Özellikle aşırı sıcak havalarda kapalı bir araç içinde bırakılmaları çok kısa sürede ölümle sonuçlanabilir. Bu tür hastalarda şekillenen solunum yetmezliği ve artan vücut ısısı nedeniyle genel durum bir kaç dakikada bozulur ve ani ölümler şekillenebilir.
Eğer böyle bir durum söz konusu ise petinizi hemen arabadan çıkarın, gölge bir yere taşıyarak solunumun rahatlamasını sağlayın ve imkan varsa hemen soğuk su ile duş aldırın.
Direk güneş ve artan ısının etkisi ile ağızda aşırı salya veya köpük birikimi olacağından bunların temizlenmesi ve solunumun rahatlatılması gerekir. Eğer içebilecekse bir miktar su vermek yerinde olacaktır.
Bu önlemlere rağmen hastanızın genel durumu iyi görünmüyorsa ve solunumdaki bozukluk devam ediyorsa daha etkin bir tedavi için veteriner hekiminize başvurmalısınız.
Tekrar araca binmek zorunluluğu varsa araçtaki hava sirkülasyonunun yeterli olmasını sağlayın.

DONMALARDA
Bu tür vakalar çok soğuk ve ayaz havalarda özellikle köpeklerin bağlı olarak haraketsiz bırakılması veya çok kısa tüylü köpeklerin ve yavru kedilerin bahçede barındırılması nedeniyle oluşur. Normalde serbest olan köpeklerde haraketlilikten dolayı vücut ısısı korunabildiğinden böyle bir durumun oluşması güçtür.
Bu tür bir durumda kalan köpek veya kedide vücut ısısı aşırı düşer, çevreye karşı ilgi ortadan kalkar, dil ve diş etlerinde morarmalar vardır, eklemler sertleşmiştir ve hasta haraketsiz, uyuklar haldedir. Böyle hastalarda özellikle kulak uçları, kuyruk ucu, burun ve ayaklar gibi organlar ilk donan yerlerdir. Bu nedenle buralara bakarak daha rahat karar verebilirsiniz.
Ani ısı değişimleri şoka neden olabileceği için hastayı ılık bir ortama alarak vücut ısının yavaş yavaş artmasını sağlamalısınız. Bu amaçla yapılacak masaj uygulamaları dolaşımı hızlandıracağından faydalıdır.
Hemen bir ısı kaynağının yanına almak ani vücut ısının artışına ve buna bağlı olarakta dolaşım bozukluğuna neden olabileceğinden sakıncalıdır.
Yapılan bu ilk işlemlerden sonra hemen veteriner hekiminizle görüşerek petinizin genel durumu hakkında bilgi vermeli ve gerekiyorsa götürmelisiniz.

ZEHİRLENMELERDE
Zehirlenmeler kedi ve köpeğinizin başına gelebilecek en tehlikeli olaylardan birisidir. Zehirlenmenin türüne göre uygulanacak tedaviler farklılık gösterdiğinden mutlaka veteriner hekim müdahalesi gerektirir. Örneğin kimyasal bir maddeyle zehirlenmede uygulanacak tedavi ile bozuk bir gıdanın alımı sonucu oluşan zehirlenmede uygulanacak tedavi aynı değildir. Ancak sizin yapabileceğiniz basit bir iki müdahale olayın riskini azaltması açısından önemlidir.
Bozuk gıda alımlarında, temizlik maddelerinin yutulması durumunda, fazla miktarlarda ilaç yutulması gibi durumlarda toksik etki yapan maddelerin vücuttan uzaklaştırılması için yapılacak en önemli ilk iş hastanın hemen kusturulmasıdır. Bu amaçla yarım çay bardağı ılık suya 2 çorba kaşığı tuz atıp bu karışımı içirmeniz onun kolayca kusmasını sağlayacaktır.
Eğer zehirlenmeye neden olan madde kostik etkiliyse yani yakıcı etkisi varsa (örneğin asitler veya alkaliler gibi) hastayı kusturmak sakıncalıdır. Bunun yerine hemen veteriner hekime başvurulmalıdır. O size alınan maddenin cinsine göre ne vermeniz gerektiğini söyleyecek veya çağıracaktır. Asit veya alkali maddeler olarak çamaşır suyu, tiner, deterjanların büyük bir kısmı örnek gösterilebilir.
Zehirlenmeye neden olan maddeyi biliyorsanız özellikle kutusunu yanınıza alarak acilen veterinerinize gitmelisiniz. Bu ilaç zehirlenmelerinde son derece önemlidir çünkü zehirin ne olduğunun bilinmesi eğer varsa kullanılacak antidotun belirlenmesini kolaylaştırır.
Eğer zehirlenme belirtileri (titreme ve kasılma, koma , güç solunum gibi  gezme dönüşü başlamışsa muhtemelen kimyasal bazlı bir zehirdir ve çok kısa bir sürede etki gösterebileceğinden vakit geçirmeden hemen kusturulmalı ve veteriner hekime ulaşılmalıdır.
Evdeki zehirlenme olaylarını en aza indirgeyebilmek için; temizlik maddelerini kapalı bir yerde saklamak, fare veya karıncalar için kullanılan zehirlerin ulaşılması mümkün olmayan yerlere bırakılması ve sayılarının bir yere not alınması (bir zehirlenme durumunda bunlar sayılarak ihtimal ortadan kaldırılabilir), kullanılan ilaçların bir dolapta saklanması ve evdeki çöp tenekelerinin açılamıyacak şekilde kullanılması gibi önlemler sayılabilir.

ELEKTRİK ÇARPMALARINDA
Elektrik çarpmaları özellikle evlerde sıklıkla rastlanılan kazalardandır. Bunun nedenleri arasında evde yalnız kalan petlerin can sıkıntısından kabloları kemirleri, kaçak yapan aletlerle temas etmeleri sayılabilir.
Bu tür bir durumla karşılaştığınızda öncelikle kendi güvenliğinizi sağlayın. Petiniz hala elektrikle temas halinde olabilir ve sizde elektrik akımına kapılabilirsiniz. Bu nedenle direk olarak dokunmak yerine bir tahta parçası veya kalın bir kumaşı 3-5 kat yaparak onunla tutun ve elektrik kaynağından uzaklaştırın yada elektrik akımını kesmek için sigortaları kapatın.
Elektrik akımından kurtulduktan sonra hastanızın nabız ve solunumunu kontrol edin. Genellikle elektrik çarpmalarında kalp durması gerçekleştiği için kalp masajı ve suni tenefüs yapmanız gerekebilir.
Nabız ve solunum normale döndükten sonra hemen veteriner hekimizi arayarak yardım isteyin.
Eğer elektrik akımı sonrası sadece yanıklar oluşmuşsa soğuk suyla veya buzla kompres yapın ve veteriner hekiminizi arayın.

YANIKLARDA
Genellikle yanık sebepleri arasında kostik etkili maddeler, ateş, ısı kaynakları ve kaynar sular sayılabilir.
Eğer yanığa sebep olan madde kostik yani yakıcı etkili bir madde ise hemen o bölgeyi bol ve tazyikli suyla temizlemeye çalışın ve yıkama süresini uzun tutun. Yaklaşık 10 dakika bu işlemi yaptıktan sonra veteriner hekiminizle görüşün ve bilgi alın. Unutmayın; yanık yüzeyinin büyüklüğüne ve şiddetine bağlı olarak hastanız şoka girebilir. Bazen bu şoklar bir kaç gün sonra bile gelişebilir. Bu açıdan dikkatli olmalı ve veteriner hekiminizin tavsiyelerine uymalısınız.
Kaynar sulardan veya ısı kaynaklarından kaynaklanan yanıklarda yanığın derecesi önemli olmakla birlikte yapılacak ilk müdahale genellikle soğuk su veya buz kompresidir. Bu dokuların daha fazla hasar görmesini önleyecektir. Kesinlikle yanık yere bir takım merhemler veya pomadlar sürmeyin. Ayrıca hastanızın şoka girebileceğini unutmayın. Bu nedenle veteriner hekiminizle muhakkak görüşün ve kendisinden yardım isteyin.
Eğer yanık yüzeyi çok fazla ise ilk müdahalenin ardından hemen veteriner hekiminize ulaşın. Çünkü ileri derecede yanıklar ölüm tehlikesinide beraberinde getirir.
Petlerde Yeme Problemleri

Kedi, köpek gibi petlerimizde yeme problemi denildiğinde akla gelen ilk konu yemeğe karşı isteksizliktir. Oysa aşırı yemek yemek veya su içmek yada su içme konusunda isteksiz davranmak da önemli bir sorunun göstergesi olabilen birer yeme problemidir. Örneğin şeker, kanser, Hyperthyroidism, Hypothyroidism, Cushing sendromu, karaciğer ve böbrek hastalıkları yeme problemlerine neden olabilen ve sık karşılaşılan metabolik hastalıklardır.
Yeme problemlerinin başında gelen iştahsızlık psikolojik kökenli olabileceği gibi pek çok hastalığın önemli bir klinik belirtisi olarakta görülebilir. Bu nedenle, bir kaç günden fazla süren iştahsızlık durumlarında vakit kaybetmeden veteriner hekime danışılmalıdır. Vücudun en önemli yapılarından biri olan sindirim sisteminde oluşabilecek aksamalar doğrudan vücudun diğer sistemlerini de etkileyebileceğinden ciddi sorunlara sebep olabilir. Ayrıca iştahsızlık bir çok metabolik hastalığın habercisi olabileceğinden detaylı bir muayene yapılması gerekebilir. Bu amaçla kan ve idrar tahlilleri, endoskopi, röntgen ve ultrason gibi teşhis yöntemlerinden yararlanılabilir.
İştahsızlığa neden olabilen hastalıkların başında dental problemler gelmektedir. Ayrıca mide torsionları, yabancı cisime bağlı tıkanmalar, böbrek hastalıkları, kanser, yutak ve özefagus ile ilgili problemler de iştahsızlığa neden olabilir.
Dental Problemler
Tüm petlerde genellikle 3 yaşından sonra sıklıkla görülen genel bir problemdir. Özellikle yeme sırasında gözlenen karakteristik belirti çiğneme güçlüğüdür. Ağrı şiddetlidir ve bu nedenle çiğneme çoğu zaman yavaş ve tek taraflı olarak yapılır.
Problemin derecesine bağlı olarak aşırı salya, diş etlerinde kanama, iltihaplanma, yemek yeme esnasında solunum güçlüğü, yaygın tartar plakları, diş etlerinde kızarıklıklar veya ülser gibi belirtilerde görülebilir.
Tüm bu sorunlar yeme esnasında şiddetli bir ağrıya neden olacağından yemeğe karşı bir isteksizlik söz konusudur.
Kedi ve köpeklerde en sık karşılaşılan dental problemlerin başında tartar oluşumları yer alır. Tartar ciddi bir periodontal bir bozukluktur. İleri düzeyde olduğunda diş etlerinde gerileme ve yangı gibi sorunlar yaratabileceği gibi diş kayıplarına da neden olabilir. Düzenli olarak diş fırçalama ve kuru gıdalar ile besleme gibi koruyucu önlemler sorunun oluşumunu önleme açısından faydalı olabilir. Ancak oluşan taşların tamamen giderilebilmesi ve diş etlerinin iç bölümlerinin temizlenebilmesi için veteriner hekiminizden yardım almalısınız.
Dental nedenlere bağlı olarak görülen iştahsızlıklarda genellikle problemin nedeni ortadan kaldırıldığında yeme ile ilgili problemlerde kendiliğinden çözümlenmiş olur.

Cushing Hastalığı
Petlerde yeme problemlerine neden olan hastalıklardan biridir. Neden olduğu sorun dental problemlerin tam aksine iştah artışıdır.
Vücutta adrenal bezlerden salınan ACTH (Adrenokortikotropikhormon) hormonunun fazla üretilmesi sonucu kortizol (cortizol) ve diğer steroidlerin seviyesi artar. Kortizol seviyesinin artması nedeniyle iştahta artış ve aşırı yeme isteği gözlenir.
Genellikle orta yaştaki köpeklerde görülen hastalığın oluşumunda en büyük faktörlerden biri salgı bezlerinde şekillenen tümöral oluşumlardır. Klinik olarak iştah artışının yanında tüy yapısında bozulmalarla da kendini belli eden hastalığın tam teşhisi için laboratuvar bulgularından faydalanılır. Özellikle kanda kortizol seviyesinin tespiti gerekir. Hastalığın tedavisi kortizol üretiminin yavaşlatılması esasına dayanır. Bu sayede hastalığın etkileri ve iştah artışı kontrol altında tutulmaya çalışılır.

Diabetler
Aşırı su içme eğilimine neden olan diğer bir metabolik hastalıktır. Pankreasın yeterli insülin üretmemesi ve insülin seviyesinde şekillenen düşmeye bağlı olarak kanda glikoz seviyesinin artışı ile beliren bu hastalığın spesifik belirtisi aşırı su içme isteğidir. Teşhisi laboratuvar bulguları ile yapılabilen hastalığın tedavisinde düzenli kan glukoz seviyesi ölçümleri yapılarak insülin tedavisi gerekir. Hastalığın kontrol altına alınması aşırı yeme ve su içme problemlerinin giderilmesinde etkin olur.

Kanser veya Tümöral Oluşumlar
Tüm petlerde iştahsızlığa ve yeme problemlerine neden olabilir. Her yaş ve ırktaki petlerde görülebilen kanser vakalarında mekanik ve sistemik etkiye bağlı iştahsızlık şekillenebilir. Zamanla artan bir iştah kaybı sözkonusudur. Medikal veya operatif tedavilerden olumlu sonuçlar alındığı taktirde yeme isteği yine zamanla artar.

Hyperthyrodism
Aşırı yemek yeme ve su içmeye neden olabilen metabolik bir hastalıktır.
Thyroid bezlerinin aşırı çalışmasına bağlı olarak şekillenebilen yeme problemlerinin düzenlenebilmesi, yine hastalığın medikal tedavilerle kontrol altına alınabilmesi ile mümkündür.

Hypothyroidism
Thyroid bezlerinin yetersiz çalışması veya hiç çalışmaması nedeniyle thyroid hormon salgısının yetersizliği veya eksikliğine bağlı olarak şekillenen metabolik bir hastalıktır. Thyroid hormonun eksikliği iştah artışına neden olur. Öyleki hasta gıda niteliği taşımayan yabancı maddeleri dahi yeme eğilimi gösterebilir. Bu konu özel bir dikkat gerektirir. Aksi halde kusma, ishal gibi sindirim sistemi problemleri yanında daha üzücü sonuçlara neden olabilen yabancı cisime bağlı tıkanmalarda yaşanabilir.
Kesin teşhisi laboratuvar bulgularına göre yapılan hastalık da klinik olarak iştah ve kilo artışı yanında uyku ve uyuşukluk hali de belirgindir.
Uygun medikal yöntemler ve thyroid hormon ilavesi hastalığın tedavisinde olumlu sonuçlar alınmasına ve dolayısıyla yeme problemininde çözümlenmesini sağlayabilir.

Böbrek Hastalıkları
Kedi ve köpeklerde kötü sonlanan önemli fonksiyon bozukluklarına neden olabilir.
Vücutta süzme ve kanın toksinlerinden arındırılması gibi önemli bir işleve sahip olan böbreklerde şekillenen hastalıklar yeme problemlerine neden olan metabolik hastalıklarının en önemlilerinden biridir.
Böbrekte şekillenen hasarın derecesine bağlı olmakla birlikte kusma, iştahsızlık ve kilo kaybı belirgin klinik bulgulardır. Hastada giderek artan bir iştahsızlık söz konusudur. Köpeklere oranla yaşlı kedilerde daha sık rastlanılan böbrek hastalıklarında erken teşhis büyük önem taşır. İdrar, kan, ultrason ve röntgen bulguları ile keşin teşhisi yapılabilen böbrek hastalıkların da şekillenen hasarlar çoğunlukla geriye dönüşümsüzdür. Yani kesin tedavisi pek mümkün olmayan hastalığın belirtilerinden (inatçı kusmalar, giderek artan iştahsızlık, uyuşukluk, kanlı veya aşırı kokulu idrar, vb.) bir veya bir kaçı görüldüğü taktirde vakit kaybetmeden veteriner hekime başvurmak ve gerekli analizlerin yapılması erken teşhis için faydalıdır.

Karaciğer ve Safra Kesesi Hastalıkları
Her iki hastalıkda vücudu sistemik olarak etkileyen hastalıklardır. İştah kaybına neden olarak yeme problemlerine sebep olabilir. Böbrek hastalıklarında olduğu gibi erken teşhis büyük önem taşır.


Kedi ve Köpeklerde Ağızdaki Tümöral Oluşumlar

Kedi ve köpeklerde ağız boşluğunda iyi ve kötü huylu olabilen tümöral oluşumlara sıkça rastlanılmaktadır. Özellikle kötü huylu tümörlerin tüm vücutta genellemesi yapıldığında ağız ve yutak bölgesinde yer alan kötü huylu tümörler dördüncü sırada yer almaktadır.
Böyle olmakla beraber hem kedilerde hemde köpeklerde şekillenen ağız içi tümörlerinin yaklaşık olarak % 5 lik bir kısmı kötü karakterlidir.
Kedi ve köpeklerde, nefesin kokması, yutma güçlüğü, salya artışı, ağzın kapatılamaması, çiğneme güçlüğü ve yüz bölgesinde şişkinlikler gibi spesifik olmayan klinik bulgularla beliren bu tümörlerin kliniksel başlangıçları, biyolojik davranışları ve tedavileri birbirinden farklıdır.
Ağız boşluğunda şekillenen tümörlerin sık görüldüğü ve yatkınlığı bilinen köpek ırkları, Golden Retriever, German Shorthaired Pointer, Weimaraner, Saint Bernard, Boxer ve Cocker Spanieldir. Ancak tüm ırklarda görülebilen ve genellikle diş etlerinde şekillenen bu tümöral oluşumlara karşı, cinsiyete bağlı bir yatkınlık da söz konusudur. Özellikle iri ırk erkek köpekler, dişilere oranla bu tümörlere karşı daha hassastır. Kedilerde ise ırka ve cinsiyete bağlı bir hassasiyet söz konusu değildir.
Ağız da şekillenen tümöral oluşumlar biyolojik yapısına bağlı olarak iyi ve kötü huylu, sınırlı yada metastazik karakterli olarak sınıflandırılabilir. Metastazlar genellikle çene, boyun ve farenx'in arkasında yer alan lenf yumrularında görülür. İster iyi huylu ve sınırlı, isterse kötü huylu ve yayılmacı olsun ağız içinde şekillenen tümörlerin birincil mekanik etkisi çiğneme ve yeme bozukluğu olarak gözlenir. Her iki durum da iştahsızlık, kilo kaybı ve kaşeksi gibi daha ciddi sorunlara neden olabilir. Yayılmacı karakterli tümörlerin metastaz yaptığı ikinci organ ise akciğerlerdir. Bu durumda da öksürük ve solunum güçlüğü gibi belirtiler görülebilir. Bu vakalarda tedavinin başarı şansı şekillenen sekunder akciğer hastalıklarına bağlı olarak düşebilir.
Genellikle orta yaş ve üzerindeki kedi ve köpeklerde görülen ağız içi tümörleri, tümörün türüne bağlı olarak istisnalar gösterebilir ve daha erken yaşlarda da şekillenebilir. Örneğin kedilerde ileri yaşlarda daha sık görülen squamatöz cell carsinoma bir yaşından küçük köpeklerde de görülebilmektedir.
Köpeklerde ağız boşluğunda görülen dört çeşit tümör vardır.
Bunlar şöyle sıralanabilir :
- Malignant Melanom
- Fibrosarcom
- Squamous Cell Carcinom
- Epulis


Malignant Melanom
Sıklıkla orta yaş ve üzerindeki erkek köpeklerde görülür. Lezyonlar tipik olarak pigmentli, parlak ve tek başlarına bulunan kitleler halindedir. Genellikle mukoza ile birleşmiştir. Çoğu zaman pigmentli yapıda olmakla birlikte yarı pigmentli bir karakterde de görülebilir.
Ağız içinde belli bir bölgede yerleşim söz konusu değildir ve tüm ağız içi ve yutak bölgesinde görülebilir. Ancak özellikle diş eti, yanak ve dudak mukozaları en yaygın görüldükleri yerlerdir.
Malignanat melenomlar, kemik dokuya doğru yayılmacı kararakter gösteren ve metastaz yapabilen kötü huylu tümörlerdir. Metastazlar özellikle bölgesel lenf düğümlerinde ve akciğerlerde görülmektedir. Bu metastazların şekillendiği ileri durumlarda, ortaya çıkan metastazik hastalıklar ve nüksler ölüme neden olabilmektedir.   

Fibrosarcom
Genellikle daha genç köpeklerde görülen kötü huylu tümörlerdir. Özellikle Golden Retriever ve Doberman Pinscher ırklarında fibrosarcom'a karşı bir yatkınlık söz konusudur. Hastalıktan daha sık etkilenenler ise erkek köpeklerdir.
Lezyonlar bağ dokudan köken alan, pembe, sapsız, etli bir yapıda kitlelerdir. Çoğunlukla diş eti ve damak gibi yumuşak dokularda yerleşirler.
Fibrosarcom'lar daha az metastatik potansiyele sahiptirler ve bu nedenle de operatif olarak tedavisinden olumlu sonuçlar alınabilir.
Squamous Cell Carcinoma
Genellikle orta yaş ve üstü köpeklerde görülen kötü huylu tümörlerdir. Bu tümörler hem sapsız, etli ve gevrek kitleler halinde, hem de ülseratif ve infiltratif lezyonlar şeklinde görülebilir (genelde kemiklerde yerleşirler.). Metastatik hastalıklardan çok doku üremelerine neden olsa da hastalığa maruz kalan köpeklerde bölgesel lenf düğümlerinin etkilenmesi nedeniyle regional lymphadenopathy oldukça yaygındır. Bu tümörlerin biyolojik etkileri yerleştikleri yere bağlıdır. Ağız boşluğunun arka bölümlerinde şekillenen tümörler hızlı bir şekilde dokularda yayılarak metastazlara neden olur. Oysa ağız boşluğundaki bademcik, diş çevresi, yumuşak damak, pharynx gibi çıkıntılı bölgelerde şekillenen tümörler ise yöresel istilacıdır ve düşük metastatik özellik gösterir.


Epulisler
Diş etlerindeki iyi huylu tümörlerdir. Üç histolojik türü vardır. Bunlardan fibromatöz ve kemikleşmiş epulisler iyi huyludur. Boxer ırkında oldukça sık karşılaşılan bu tümörler koterizasyon gibi cerrahi uygulamalar ile tedavi edilebilir.
Akantamatöz epulisler ise alt çene ya da üst çenekemiğinin orta bölümlerindeki diş etinde genellikle orta yaş ve üstü dişi köpeklerde görülen kötü huylu tümörlerdir. Bölgesel olarak derin istilacı olan bu tümörler pembe, sapsız ve etli kitleler şeklindedir. Tedavide gecikilirse yüzde şekilsel olarak ciddi bozulmalar yanında çiğneme ve mekaniksel çene bozukluklarına da neden olabilir.
Özellikle genç köpeklerde viral hastalıklara bağlı olarak şekillenen tümöral oluşumlar nadirde olsa ağız içinde görülmektedir. Bunlar çoğu zaman bulaşıcı papillom karakterindedir. Örneğin spesifik olarak sadece köpeklerde görülen Transmissible Veneral Tümör (TVT)ler bulaşma yolu ile ağız içine taşınarak burada da tümöral oluşumlara neden olabilmektedir.
Ayrıca dental tümörler olarak kabul edilen ameloblastoma ve fibroameloblastomalara da köpeklerde rastlanmaktadır. Diş minesinden salınan kolumnar epitel hücrelerden ve çevresindeki bağ dokudan köken alan bu kistik yapılar iyi karakterlidirler.
Kedi ve köpeklerde görülebilen nasal tümörler de ağız içinde tümör oluşumuna neden olabilmektedir. Bu tümörler burundan köken alan ve damak boyunca yayılarak ağız içine geçen tümörlerdir. Bu tümörlerde karakter olarak iyi veya kötü huylu olabilir. Bu tür tümörlerin köken aldığı yer önem taşır. Eğer burundan gelen bir akıntı söz konusu ise nasal kökenli tümör hatırlanmalı ve akıntının karakterine dikkat edilmelidir.
Kedilerde ağız boşluğunda görülen iki çeşit tümör vardır.
Bunlar şöyle sıralanabilir :
- Fibrosarcom,
- Squamous cell Carcinom

Genellikle kedilerde görülen çoğu tümör kötü huyludur. Bu tümörlerin özellikleri ve biyolojik davranışları köpeklerdekilerle benzerdir. Örneğin köpeklerde olduğu gibi kedilerde de Squamous cell carcinom genellikle ülseratifken, Fibrosarcomlar da poliferatif karakterdedir.
Kedilerde ağız içi tümörlerinin en yaygın görüleni Squamous cell carcinom'dur. Bu tümörler kötü karakterli olabildiği gibi iyi karakterli de olabilmektedir. Özellikle alt çenede daha sık şekillenir. Ayrıca kedilerde çoğu zaman Squamous cell carcinomla birlikte görülen primer kemik tümörü de yaygındır.
Kedilerde de köpeklerde olduğu gibi ameloblastoma ve fibroameloblastoma türü dental tümörlere rastlanmaktadır. Diş minesinden salınan kolumnar epitel hücrelerden ve çevresindeki bağ dokudan köken alan bu kistik yapılar iyi karakterlidirler.
Kedilerde şekillenen bu tümörler ağızda yaygın lezyonlara neden olduklarından beslenme oldukça güçtür. Özellikle ilerlemiş durumda çigneme ve yutkunma fonksiyonlarının yapılması çok güçleşeceğinden burundan veya özefagusa doğrudan uygulanan sonda ile beslenme sağlanmalıdır.
Kedilerde ağız içinde şekillenen tümöral oluşumların genellikle kötü huylu oluşu, ağızın anatomik yapı olarak küçük oluşu gibi nedenlerle tedavide başarı şansı düşüktür.
Ağız içi tümörleri hasta sahibinin kolayca gözlemleyeceği klinik belirtiler (ağız kokusu, salya artışı, çiğneme güçlüğü gibi) gösterdiğinden, genelikle erken teşhis edilebilen vakalardır. Bu nedenle zamanında yapılan uygun tedaviler ile olumlu sonuçlar alınabilmektedir.
Hem kedilerde hemde köpeklerde ağız boşluğunda şekillenen tümörlerin çoğu için radyoterapi faydalı olsa da genelde cerrahi yolla tedavi tercih edilmektedir. Ancak kötü huylu ve metastaz yapma eğilimi olan tümörlerin tedavisinde farklı uygulamalar gerekebilir.
Prensip olarak tüm petlerde şekillenen oral tümörlerin tedavisinde başarı sağlayabilmek için tümör bireysel olarak değerlendirilmelidir. Bu amaçla mutlaka histopatolojik incelemeler yapılarak tümörün türü belirlenmeli ve buna uygun bir tedavi yöntemi seçilmelidir.

Kedi ve Köpeklerde Obezite

Obez olarak nitelendirebilmek için bir kedinin veya köpeğin ırk standardına bağlı olarak belirlenen beden ağırlığının yaklaşık olarak % 15 - % 20 fazlasına erişmiş olması gerekmektedir. Özellikle besinler ile alınan kalori seviyesinin, harcanılan kaloriden daha fazla olması obezitenin asıl nedenini oluşturmaktadır.
Ancak metabolizmada meydana gelen fizyolojik ve patolojik değişimlerde obezite şekillenmesinin ana sebeplerinden sayılabilir.
Her şeyden önce petinizin mizacını tanımanız ve ona uygun bir beslenme programı belirlemeniz faydalıdır.
Eğer akşama kadar uyumayı tercih eden bir kediniz varsa elbetteki harcayacağı kalori çok düşük olduğundan obesite çanlarının çalması pek uzun bir zaman almayacaktır.
Siz çalışan bir kişiyseniz ve köpeğinizi sadece akşamları ihtiyaçlarını gidermek amacı ile kısa süre gezdirebiliyorsanız obesite sizin kapınızı da pek yakında çalabilir.
Aktivite, mizaç ve egzersizler yanında obesitenin oluşumunda etkin olan diğer bir neden biz insanlarda da etkin rol oynayan abur cuburlardır. Eğer onun şımarık yalvarmalarına dayanamayacak kadar yufka yürekliyseniz diyetini düzenlerken dikkatli davranmanızı tavsiye ederiz.
Metabolizmasında şekillenen fizyolojik veya patolojik değişimler zaten veteriner hekiminizin kontrolünde gelişeceğinden hekiminiz onun durumuna uygun olan mamayı mutlaka size sunacaktır. Size düşen sadece hekiminizin belirlediği bu diyete sadık kalmak olacaktır. Çünkü genellikle onu kendi çocuğu olarak gören pet sahipleri evladının yalvarmalarına pek dayanamaz ve bir parçacıktan bir şey olmaz demeyi tercih eder. "Zaten yasaklar yıkılmak içindir" diyenlerin oranı da pek az olmasa gerek.
Petinizin erkek veya dişi olması onun kilo alması ile ilgili değildir. Yani dişi kedi veya köpek daha kolay kilo alır gibi bir düşünce yanlıştır. Normal formlarında zaten erkekler dişilere oranla daha fazla beden ağırlığına ve daha iri bir vücut yapısına sahiptir. Ancak kilo alma eğilimi farklı bir durumdur ve cinsiyet ile bağlantısı yoktur.
Cinsiyetin obesite ile bağlantısı kısırlaştırma operasyonu ile kurulabilir. Ancak bu durumda da hem dişi hemde erkekler için aynı oranda obesite tehlikesi söz konusudur. Kısırlaştırma operasyonu sonrasında hormonal baskının azalması ve çiftleşme isteğinin olmaması doğal bir aktivasyon azalmasına neden olur. Bu nedenle kısırlaştırma operasyonlarından sonra petinize aynı miktarda yemek vermeye devam etmek obesiteye davetiye çıkarmakdır.
Obesiteye neden olabilecek bu unsurları gözeterek beslenmesini düzenlemeniz onun normal formunun korunmasına ve sağlıklı bir yaşam sürmesine neden olacaktır. Çünkü obesitenin bereaberinde getirdiği pek çok sağlık sorunu vardır. Örneğin obez kedilerin hepatik lipidosise yatkınlık oranı normal vücut ağırlığındaki bir kediye oranla daha fazladır.
Ancak petinizin kilo fazlası olduğunu düşünüyor ve ona bir diyet uygulayarak kilo fazlalarından kurtulmayı amaçlıyorsanız dikkat etmeniz gereken önemli bir detay vardır ki buda ne kadar sürede kaç kilo vermesi gerektiğidir. Çok ani olarak yapılan besin değişiklikleri hem sindirim sisteminde problem yaşamanıza hemde beslenme yetersizliği problemlerini yaşamanıza neden olabilir.
Bir kedi için ideal olan kilo kaybı oranı haftada vücut ağırlığının % 1 oranında düşmesidir. Bu oran köpekler için haftada %2-3 civarındadır. Bu oranları sağlayabilmek içinde günlük kalori ihtiyacının yaşına, aktivasyonuna göre belirlenen normal oranında yaklaşık olarak % 25 civarlarında azaltılarak verilmesi ile sağlanabilir.
Diyet uygulamaları esnasında dikkat edilmesi gereken önemli bir konuda besinin içerdiği lif oranı ve lifin kalitesidir. Yüksek lif oranına sahip gıdalar oluşturdukları tokluk hissi ile zayıflamayı kolaylaştırıcı bir etki yapar. Kalitesi ise köpeklerde kolesterol ve insülin mekanizmasında oynadığı rol nedeniyle önemlidir. Köpeklerde obesite yanında gastrointestinal fonksiyonlar ve Diabetes Mellitusun (şeker hastalığı) kontrolü için belli düzeyde ve kalitede lif alımı gereklidir.
Bizim önerimiz petlerinizin beslenme programını veteriner hekiminizle birlikte düzenlemenizdir. Ayrıca uygulanan diyet programı esnasında bir iştahsızlık söz konusu olduğunda ve bu durum 5-6 günden fazla sürdüğü taktirde vakit geçirmeden veteriner hekiminize danışmanızdır.

Kedi ve Köpeklerde Alerji


Allerjinin oluşmasında birincil derecede rol oynayan genetik yapı ve çevre ortak bir çalışma yaparak vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirmektedir. Atopik allerjiler spesifik immunglobulinler tarafından oluşturulan hipersensivite reaksiyonları olarak tanımlanır ve kalıtsaldır.
Bu durumla ilgili olarak kedi ve köpeklerde görülebilen allerjik hastalıklar, atopik olarak da görülebilmektedir. Örneğin allerjik dermatitisler görülebileceği gibi atopik dermatitislerde görülebilmektedir.
Allerjilerin oluşmasında kalıtsal faktörler yanında çevresel faktörlerde oldukça önemli bir rol oynar. Paraziter invazyonların yoğunluğuna bağlı olarak görülen dermatitisleri ve mevsimsel olarak görülebilen saman nezlesi gibi rinitisleri buna örnek olarak verebiliriz.
Kedi ve köpeklerde en sık karşılaşılan allerjik hastalıklara örnek olarak dermatitisleri, gıda allerjilerini, ilaç duyarlılıklarını, astım ve rinitis gibi solunum yolu hastalıklarını gösterebiliriz.
Allerjik dermatitislerin nedenleri çok çeşitlidir. Pire, kene gibi dış parazitler, güneş ışınları, kimyasal maddeler, besinler, ilaçlar, kontak dermatitise neden olabilen metal ve plastik gibi maddeler allerjik deri reaksiyonlarına neden olabilir. Bunun sonucunda da hafif bir kızarıklık, kaşıntı ve tüy dökülmesiyle başlayan semptomlar etkene bağlı olarak farklılıklar gösterebilir. Yaygın veya bölgesel olarak görülebilen bu belirtilerin yanında vezikül, pustül ve eritem gibi lezyonlar da gözlenebilir.
Kedi ve köpeklerde allerjik reaksiyonlara neden olan ve hayati önem taşıyan bir etkende arı sokması, yılan ve akrep ısırmasıdır. Örneğin bir veya daha fazla sayıda arının sokması durumunda zehirin yaptığı toksik etkiye bağlı olarak veya özellikle dilde oluşan arı sokmalarında lokal şişkinlikler nedeniyle solunumun engellenmesi sonucu ani ölümler şekillenebilir.
Gıda allerjileri çoğu zaman deride hipersensivite reaksiyonlarının görülmesiyle belirir. Ancak sindirim sisteminde de ishal ve kusma gibi reaksiyonların şekillenmesine de neden olabilir.
Allerjik nedenlere bağlı olarak genellikle bahar aylarında sıkça görülen allerjik rhinitis olgularında sürekli bir burun akıntısı ve hapşırma gibi belirtiler yanında göz yaşı akıntısı ve solunum güçlüğü de görülebilir. Allerjik nedenlere bağlı olarak görülen astım olguları kedi ve köpeklerde sık karşılaşılan bir durum olmamakla birlikte spesifik belirtisi solunum güçlüğüdür.
Petlerde allerjilerin oluşumunda kalıtım kadar beslenmenin de önemi büyüktür. Alınan gıdaların vücutta parçalanması sonucu oluşan maddelere karşı organizmanın antijen oluşturması ve bu nedenle de allerjik reaksiyonların görülmesi mümkündür. Bu konuyla ilgili olarak köpeklerin özellikle de Irısh Setterlerin glutene olan duyarlılığı iyi bir örnektir.
Gıda alerjisine yatkınlığı olan kedi veya köpeğin beslenmesinin düzenlenmesi gerekir. Bu amaçla protein kaynağı olarak kuzu eti, karbonhidrat kaynağı olarakda pirinç kullanılan mamalar veya yağ asitlerince zenginleştirilmiş özel diyet mamaların kullanılması zorunludur. Ayrıca allerjiye neden olan etkenin laboratuvar testleri sonucunda mümkünse tespiti yapılmalı, allerjik etken veya etkenler uzaklaştırılmalıdır.
Allerjinin tespit edilmesin de pet sahiplerinden gıda ve yaşam ortamı konusunda alınan detaylı bilgiye ihtiyaç duyulur. Teşhis konulduktan sonraki dönemde de en büyük görev hasta sahibine düşmektedir. Allerjiye neden olan etkenlerin uzaklaştırılması ve allerjik gıdaların verilmemesi petinizin rahat bir yaşam sürebilmesi için yegane çözümdür.


Köpeklerdeki Kalp Yetmezliğinde Diyetin Önemi


Tüm yaşamsal fonksiyonların devamlılığı için önemli olan beslenme, vücudun temel mekanizması olan kalp sisteminin çalışma mekanizmasında da etkin rol oynamaktadır. Bu nedenle kalp yetmezliği gibi, yaşamsal faaliyetleri aksatan bir durum söz konusu olduğunda dikkat edilmesi ve düzenlenmesi öncelikli konuların başında gelir.
Kalp yetmezliklerinde tedavi, ödemin, doku veya organlardan sıvı sızmasının kontrolü, kalbin ürün kapasitesinin arttırılması, iş yükünün azaltılması, myokardial fonksiyonların desteklenmesi ve aritmilerin önlenmesine odaklanır. Bu amaçlara beslenmede de bu prensipleri gözetmek ve medikal tedaviyi desteklemek gerekir.
Beslenme, yukarda da belirttiğimiz gibi kalp hastalıklarında önem taşıyan bir konudur. Örneğin, egzersiz ve diyette tuz kısıtlamasına gidilmesi, kalp yetmezliğinin nedeni ne olursa olsun kalbin iş yükünün azaltılmasına yardımcı olur. Sağlıklı bir köpeğin beslenmesinde de kalp yetmezliği ile ilgili her hangi bir bulgu görülmeksizin tuz oranı yüksek ev yemeklerinden ve ödüllerden kaçınılması her zaman yarar sağlar.
Genel olarak kalp yetmezliklerinde sodyum miktarı düşük ve biyolojik değeri yüksek protein içeren gıdalarla beslenme temel prensiptir. Gıdaların vitaminler yönünden zenginleştirilmiş olması yanında, proteinin yetersizliğine bağlı sorunlar yaşanabileceğinden, normal protein düzeyinin koruması dikkat edilmesi gereken bir diğer prensiptir. Kalp yetmezliklerinde "prescription cardiac" yani veteriner diet amaçlı hazır mamaların  kullanılması özellikle sodyum ve potasyum dengesinin sağlanmasında kolaylık sağlayacağından tercih edilmelidir.  
Kalp yetmezliğine bağlı olarak şekillenen kan basıncındaki düşme ve böbreklerden geçen kan miktarının azalması, renin-angiotensin-aldosteron mekanizmasının aktive olmasına neden olur. Bu durum da sodyum ve suyun geri emilim mekanizmasındaki dengenin bozulmasına neden olarak kalbin yükünü artırır. Sodyum atılımı yetersizdir ve vücutta sıvı birikimi gerçekleşir. Kalp yetmezliğinin klinik belirtileri oluştuktan sonra diyetteki tuzun aşamalı olarak kısıtlanması gerekir. Sodyum kısıtlanmasının oranı, kalp yemezliğinin şiddetine göre değişir. Yaşlı köpekler için hazırlanmış diyetler ve böbrek diyetleri genellikle uygun seviyede tuz içerdiklerinden tercih edilebilir. Daha ileri kalp yetmezliği bulunan hastalarda ise tuz oranı daha düşük olan özel kalp diyet mamaları kullanılmalıdır. Ayrıca sodyum oranı fazla olan şebeke suları ve yumuşatılmamış sular yerine distile su kullanılması faydalıdır. Duruma göre klorid kısıtlanması da gerekebilir.
Ev yapımı yemeklerle de tuz oranı kısıtlı dietler elde edilebilir, ancak vitamin ve mineral dengesini ayarlamak zordur. Bu nedenle ev yapımı diyetlerle besleme zorunluysa diyetlere sarımsaklı maya tabletleri veya B kompleks vitaminleri eklemek gerekir.
Diyetin tuz yönünden kısıtlanmasında dikkat edilmesi gereken konu ise ileri seviyede sodyum kısıtlanması gereken durumlarda nöyrohormonal mekanizmalar olumsuz etkileneceğinden kanda sodyum miktarının düşmesi olasılığıdır. Bu gibi durumlarda, hastanın kontrol altında tutulması ve düzenli olarak kanda sodyum seviyesinin tespit edilmesi gerekir.
Kalp yetmezliği vakalarının çoğunda iştah kaybı sözkonusudur. İştahı uyarmak amacıyla mamaya sarımsak tozu, Potasyum klorür veya az tuzlu sofra yemeklerinden katılabilir. Günlük mama miktarının küçük öğünlere bölünerek verilmesi veya aromasını arttırmak amacıyla bir miktar ısıtılması da iştahı uyarmak için fayda sağlayabilir. Ayrıca diyetine uygun farklı bir mama denenebilir. Ancak mama değişikliğinin kademeli olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Böylece hastanın mamayı  kabul etmesini kolaylaşır. Aksi halde iştahsızlığın seviyesi daha da artabileceğinden genel durumda düşüklüğe neden olabilir.
Hastalıktan kaynaklanan keyifsizlik, solunum güçlüğü ve ilaçların yan etkileri iştahsızlığı arttıran faktörlerdir. Diğer yandan, kalbin, enerji gereksiniminin artması ve stress sonucu, kalori ihtiyacı artış gösterir. Buna karşın bağırsaklarda geri emilimin azalması, malabsorbsiyon gelişmesi gibi faktörler sonucunda besin maddelerinin emilimi düşer ve protein kaybı gerçekleşir. Bu durumlar kaşeksinin şekillenmesine neden olabilir.
Kardiak kaşeksi, kronik konjestif kalp yetmezliğinin bazı vakalarında görülen kas zayıflığı ve yağ kaybıdır. İlk önce kaburgalar üzerinde, arka bacaklar ve but bölgesinde hissedilir. Diyete omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balık yağları eklenmesi kaşeksinin önlenebilmesinde veya yavaşlatılmasında fayda sağlar.
Diğer yandan obezite, kalpte metabolik ihtiyaçları ve kan volümünü arttırır. Venöz basınç artışı ve aritmilere yatkınlık şekillenir. Ayrıca obeziteyle ilişkili olarak, myokardial değişiklikler sonucunda kalp kasında elastikiyet kaybı meydana gelebilir. Obezite mekanik olarak solunumu zorlaştırır ve varolan bir kalp hastalığının komplike olmasına neden olabilir. Bu nedenle kalp hastalığı bulunan hayvanlarda mutlaka kilo vermesini sağlayan diet uygulanmalıdır. Ancak zayıflatıcı diyetler yüksek oranda sodyum içereceğinden bu konu dikkate alınmalı ve toplam günlük mama miktarını azaltarak fazla kiloların verilmesi sağlanmalıdır. Bu şekilde alınan sodyum miktarı da büyük ölçüde azalacağından daha faydalı olacaktır.
Bazı vakalarda takviye edici maddelerin belli oranda diyete eklenmesi gereklidir. Özellikle protein oranı kısıtlanmış diyetle beslenen köpeklerde de L-karnitin ve özellikle taurin eksikliğine bağlı dilate kardiomyopatiler gözlenmiştir. Bu nedenle bu maddelerin yeterli miktarlarda mamaya ilavesi gereklidir.
Antioksidanların ve diğer maddelerin kalp yetmezliğindeki etkileri henüz tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Ancak tedavi sırasında dışarı atılan idrar miktarının artışına bağlı olarak B kompleks vitaminlerinin atılımının da artması söz konusudur. Bu nedenle B vitamini preparatlarının kullanılarak hastanın bu yönden de takviye edilmesi özellikle faydalı olacaktır.

Yaz Aylarında Pet Sahiplerinin Dikkat Etmesi Gerekenler

Yaz'a merhaba dediğimiz şu günlerde sıcak havaların başlamasıyla birlikte sık yaşanılan ve petiniz için önem taşıyan problemlerin ilk sıralarında yer alan paraziter problemler ve ısı çarpmaları zaman zaman ciddi sonuçlar yaratabilir.


Sıcak ve nemli havalarda kolayca çoğalan ve tüm yaşamını kan emerek sürdüren pirelerin neden olduğu en önemli hastalıklardan biri olan pire allerjisinin (FAD- Flea Allergic Diseases) en sık görüldüğü dönem bahar ve yaz

aylarıdır.Şekillenmesinde en önemli faktör pirenin kan emme işlemi sırasında akıttığı salya ve pire yoğunluğunun fazla olmasıdır.
Sıcak havaların başlamasıyla birlikte yoğunlaşan pire invazyonlarının neden olduğu önemli diğer bir sorunda anemidir. Pire anemisi olarak tanımlanan hastalığın birincil nedeni yoğun pire saldırısıdır. Tüm yaşamlarını kan emerek geçiren pirelerin fazla sayıda olması özellikle yetersiz beslenen, başka bir hastalığa bağlı olarak güçsüz kalan veya nekahat dönemindeki petlerde ve yaşlı kedi ve köpeklerde ciddi boyutlarda sorunlara hatta anemiye bağlı ölümlere dahi neden olabilir.
Pire ve keneler tarafından taşınan ve ciddi problemlere neden olan kan parazitleri, petlerin yaşamını tehdit eden önemli bir sorundur. Pirelerin kan emme sırasındaki salgılarıyla kolaylıkla taşınabilen bu parazitler enfeksiyöz aneminin oluşmasında birincil derecede etkendir. Paraziter nedenlere bağlı olarak şekillenen enfeksiyöz anemi özellikle kedilerde (Feline Enfeksiyöz Anemisi) ciddi sonuçlara neden olmaktadır.
Ayrıca, petlerin sağlığı yanında insan sağlığını da tehdit eden bir çok zoonoz hastalığın oluşması veya taşınması yine pire ve keneler aracılığıyla olmaktadır.
Köpeklerde yaygın olarak görülen Diphylidium caninum parazitinin ara konakçısı pirelerdir ve yayılmasında etkin bir rol oynarlar. Bu parazitin yumurtaları, pire larvaları tarafından alındıktan sonra pirenin pupa ve erişkin halinde gelişir. Enfekte pirenin köpekler tarafından oral yolla alınması ile parazit köpeğe taşınmış olur ve köpeklerin ince bağırsağında aktifleşir. Bu bir siklus olarak devam eder. Pireler ile gerekli mücadele yapılmadığı taktirde bu parazit artan bir hızda yayılmaya devam eder.
Köpekler için önem taşıyan diğer bir zoonoz hastalık olan Lyme enfeksiyonlarında, hastalığa neden olan etkenlerin hem köpekten köpeğe hemde insanlara bulaşma ve yayılmasından birincil derecede keneler sorumludur. Bu hastalıktan korunmak için paraziter uygulamalar yanında bu hastalığın spesifik aşısını yaptırarak tüm risk faktörlerini önlemeniz mümkün olacaktır.
Kediler için önem taşıyan ve zoonoz bir hastalık olan Cat Scratc Fever ( kedi tırmığı ) yine pireler aracılığı ile taşınan bir hastalıktır. Bu hastalığın oluşumunda kediler taşıyıcı rol oynar. Ancak kediler arasında hastalık etkenlerinin taşınmasına ve yayılmasına pireler aracılık eder. Kedilerde sorun yaratmamasına karşın insanlarda enfeksiyonun şekillenmesine neden olan bu hastalıktan korunabilmek ancak pire mücadelesi ile gerçekleşebilir.
Pire ve kene ile mücadelede pek çok değişik yöntem kullanılmaktadır. Bunlar içinde en yaygın olarak kullanılanları pire-kene tasmalarıdır. Ancak sadece erişkin pirelere etki eden bu yöntem yerine, pirelerin yumurta, larva veya pupa evrelerinde de etkin olan, özellikle pirelerin üreme yeteneklerini yok eden ve keneler içinde oldukça etkili sonuç alabileceğiniz spot-on damlaları tercih etmeniz daha iyi sonuçalmanızı sağlayacaktır. Yoğun pire ve kene olan bir ortamda yaşayan petler için pire kene tasmasıyla birlikte spot-on damlaların kullanılmasıyla etkin bir sonuç alınabilir. Ayrıca petlere direk olarak uygulanabilen ve mekan için kullanılan spreyler, pire tozları, şampuanlar da uygulanabilecek etkin yöntemlerdir.
Yaz aylarında ciddi tehlike yaratabilecek '' ısı çarpması'' dikkat edilmesi gereken önemli bir konu. Direkt güneşin etkisine bağlı olarak veya hava sirkülasyonunun yetersiz olduğu kapalı ortamlarda bırakılmaları sonucu görülen ısı çarpmaları, ciddi sorunlara neden olabilir.
Özellikle aşırı sıcak havalarda kapalı bir araç içinde bırakılmaları solunum yetmezliği ve artan vücut ısısı nedeniyle bir kaç dakikada genel durumun bozulmasına ve ölüme neden olabilir. Eğer zorunlu değilseniz petinizi araç içerisinde bırakmayın. Ancak bırakmak zorundaysanız bu sürenin kısa olmasına dikkat etmelisiniz. Aracınızı mutlaka gölge bir yerde ve camı aralayarak hava sirkülasyonunun yeterli olduğundan emin olduktan sonra bırakabilirsiniz.
Uzmanların özellikle güneşin zararlı etkilerinin en fazla olduğu sattler olarak belirttiği 11.00 - 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkarmamaya, serin ve gölge bir yerde barındırmaya, ihtiyaçlarını gidermek için güneşin etkin olmadığı serin saatlerde gezinti yapmaya dikkat etmelisiniz.
Ayrıca köpeğinizle yapacağınız her gezinti sonrasında özellikle kulak ve ayaklarını kontrol ederek tüylerine yapışan pisi otlarını temizlemenizde dikkat etmeniz gereken önemli bir konu. Bahar aylarında yoğun olarak bulunan ve yaz başlarında kurumaya başlayan pisi otları özellikle uzun kulaklı ve tüylü ırklarda sık yaşanan problemlerden biridir. Kolayca deriye batabilen ve kulak içerisinde de ilerleyici özelliği olan pisi otları çıkarılmadığı sürece bulunduğu bölgede irritasyona ve enfeksiyonlara neden olabilir.
Yaz aylarında kedilerin sıklıkla karşılaştığı tehlikelerin başında yer alan düşme ve buna bağlı yaralanmalarda dikkat edilmesi ve önlem alınması gereken önemli bir konu. Eğer, sineklik veya başka bir koruma bulunmuyorsa meraklı kedinizin ilk işi açık pencereden dışarıyı izlemek olacaktır. Bu sırada kuş, sinek ve kelebek avlamak için yapılan hamleler sırasında veya pencere pervazında gezintiye çıktığında dengesini kaybedebilir ve düşebilir. Sıcak havaların başlaması ile birlikte sürekli açık olan balkon kapısı ve pencerelerde koruyucunuz yok ise kontrolün sizde olmasına özellikle dikkat etmeniz gerekecektir.
Dikkat edilmesi ve önlem alınması gereken bir diğer konuda, denize giren köpeklerde yaşanan allerji ve dermatitis sorunu. Köpeğiniz denize girip çıktıktan sonra mutlaka temiz suyla iyice durulayarak tüylerini ve derisini tuzdan arındırmalısınız. Ayrıca deri ve tüy yapısını güçlendiren vitamin katkıları yanında özellikle ilk bahar ve yaz aylarında hassasiyet arttığından veteriner hekiminizin önereceği uygun bir mama tercih edilmelidir.
Özellikle Golden Retriever, Labrador, German Shepherd Dog, Collie ve Saint Bernard gibi ekzamaya yatkınlığı olan ırklarda ilk bahardan itibaren mama değişimi yapmak ekzama ve allerjilerin önlenmesinde faydalı olacaktır.


Hayvanla Büyüyen Çocuklar Düşük Alerji Riski Taşıyorlar


Evlerinde kedi veya köpekle büyüyen çocukların sıradan allerjik reaksiyonlar gösterme riski bazılarında % 50 lere varan oranlarda düşük oluyor. Bu şaşırtıcı bulgu yüzlerce çocuğun doğumlarından 7 yaş civarına gelene kadar yapılan araştırmaların neticesi olarak ortaya çıktı.  
Medical College of Georgia Allerji ve Bağışıklık bölümü şefi ve aynı zamanda bu araştırmanın lideri Dr. Dennis R. Ownby' nin dediğine göre köpek ve kedilerle iç içe büyüyen çocukların  artmış bir risk gurubunda olup olmadıklarını görebilmek için okulun elindeki tüm veriler taranmış ve bunun hiç de sanıldığı gibi olmadığı, hatta tam tersi kanıtların çıktığı belirlenerek 28 Ağustos tarihli Journal of the American Medical Associaton' da yayınlanmış.
Allerjistler nesillerden beri evde kedi ve köpeklerin zararlı olduğu, bu tür şeylere uzun süreli maruz kalınca allerji riskini arttırdığı bilgisiyle eğitildiler.
Doktorlar Detroid bölgesinden 747 tane sağlıklı bebeği doğumlarından 7 yaşına kadar izlediler. Bu bebeklerin 184 tanesi evlerinde bir ila iki köpek veya kediyle beraber yaşıyordu. Geri kalan 220 tanesi ise hayvanlarla hiç bir irtibatta bulunmuyorlardı. Bu izlenimlerin sonucu ortaya çıkan çarpıcı netice evlerinde hayvanlarla beraber yaşayan çocukların sıradan allerjilere karşı diğerlerine oranla daha az risk taşıdığı oldu.
Ayrıca bebeklikten hayvanlarla birlikte olan çocukların çok azında kolay irrite olan üst solunum yolları ve hiper reaksiyon gözlenmiştir. Solunum yollarında ki bu reaksiyon methacholine adlı bir kimyasal stimülandan kaynaklanmaktadır ve bu ileride astım hastalığına risk faktörü teşkil etmektedir.
İkiden fazla kedi veya köpekle büyüyen çocukların % 45 daha az hiper reaksiyon gösterdikleri, hatta bu oranların % 24.1 den % 15.8 e vardığı belirlenmiştir. Erkek çocuklar da ise hayvansız ortamda % 25.5 den bol hayvanlı ortamlarda % 5.1 oranlarına düştüğü tesbit edildi. Araştırma esnasında çocukların % 7sinde astım ortaya çıkmıştır.
"Bu başlangıçta bizim tahmin ettiğimizin tam tersi bir netice oldu ve bence çok manidar" diyen Dr. Ownby " yıllarca allerjistlerin inançlarının ve bunların doğrultusunda hareket eden ebeveynin hatalı olduğunu gösteriyor" diye açıkladı.
Bebekler 1987 ila 1989 arası doğmuş, orta batının sağlık organizasyonlarına üye orta sınıf beyaz ailelerin çocuklarıydı. Dr. Ownby araştırmalarına Detroid'de Henry Ford hastahanesinin üst düzeyde bir elemanı iken Milli Sağlık Enstitüsü'nün verdiği fonla başladı.
Hayvanlı ortamlarda denek kız ve oğlan çocuklarda, sıradan ev içi (toz, mite'lar, kedi ve köpek gibi) veya (ot, çimen ve havada bulunan mantarlar gibi) açıkta bulunan allerjenlere maruz kalanlara oranla daha az pozitif cilt testleri sonuçları çıktı. Bu oranda ki azlık teste dahil edilen daha büyük kardeşler, astımlı veya sigara tiryakisi ebeveyn gibi risk faktörünü arttırıcı eylemlere rağmen başarıyla devam etti.
Örneğin, evlerinde kedisiz veya köpeksiz çocuklar kedilere % 15.5 oranında, evlerinde bir kedi veya köpek olanlar % 11.6, iki veya daha fazla evcil hayvanla yaşayanlarsa % 7.7 oranında allerjik reaksiyonlar gösterdiler.
Benzer oranda bulgular köpek allerjisine positiv reaksiyon gösteren çocuklarda da bulundu. Sırasıyla % oranı 8.6 dan 3.5 e ve 2.6 ya indi. Aynı deney atopi için de geçerli oldu ve kedi, köpek ve ot gibi sıradan allerjilerin positif cilt testi sonuçları, hayvansız ortamda gelişen çocuklardan, % 33.6 dan iki veya daha fazla hayvanla gelişenlerde % 15.4 lere düştü. Buradaki tek istisna tek kedi veya köpekle büyüyenlerde % 33.6 dan % 34.3 e varan bir allerji artışı oldu.
Dr. Ownby'nin Amerika ve diğer ülkelerde yaptığı bazı retrospektif araştırmadan çıkan ilk sonuç, hayvanlı bir ortamda yaşamaya maruz kalmanın çocuklarda allerji riskini azalttığına dair kanıt taşıyan bulgular oldu.
Örneğin güney Almanya ve İsviçre'de yapılan araştırmaların neticesinde şehirli çocukların çiftçi ailelerin çocuklarına göre daha yüksek oranlarda allerji riski taşıdıkları belirlendi. Bu araştırmaların temel nedeni allerjik risk altındaki çocukları erken yaşlarından itibaren takip ederek, onların nelere maruz kaldıklarını görüp bu verileri gelecekte risk altında olan çocukların çevresel koşullarını değiştirerek korumaya yönelik olmasıdır.
Araştırmacılar kedi ve köpeklerle beraber olan çocukların daha düşük allerji riski taşıdıklarını düşünüyorlar. Çünkü bu çocuklar bebekliklerinden beri yüksek miktarda kedi ve köpeklerin ağzında bulunan gram-negatif bakterilerinin kimyasal değişim sonucu dönüşmüş oldukları endotoxinlere maruz kalıyorlar. Endotoxinlerin vücudun bağışıklık sistemini, kişileri daha az allerjik bünyeli yapmaya yönelik bir değişime uğrattığı düşünülüyor.
Ani allerjik reaksiyonlar, allerjik tepki verdiren bir tür antikor olan immunoglobin E nin, bir çeşit akyuvar hücresi olan mast cell'lerle birleşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu birleşmenin gerekliliği de şu nedenlerden ötürü oluyor: Antikorlar allerjenleri tanıyorlar ama mast hücreleri histaminleri ve allerjik semptomları ortaya çıkaran diğer kimyasalları salgılıyorlar ki bu da en hızlı tip bağışıklık tepkisi oluyor. Bunun neticesi de anında şişme, kızarma ve kaşınma şeklinde kendini gösteriyor.
Bağışıklık sisteminin içinde farklı dengeler olduğundan, sistemin değişik taraflarını kullanarak allerjik hassasiyet derecesini daha alt seviyelerde tutmak mümkün oluyor. Dr. Ownby'nin dediğine göre erken yaşlarda başlıyan endotoxin bombardımanı bağışıklık sisteminin bu farklı dengelerinden yararlandırarak allerji riskini oldukça düşürüyor.
Belki de bu kadar çok allerjik bünyeli ve astım hastası çocuğun olması aşırı temiz bir yaşam sürmemizden kaynaklanıyordur, diyen Dr. Ownby soruyor: "Bir çocuk kedi veya köpekle oynarsa ne olur. Hayvan onu yalar. Diliyle bir sürü gram-negatif bakterisini ona iletir ve bu da çocuğun bağışıklık sisteminin tepkisini değiştirerek onu allerjilere karşı korur".
Araştırmada kız ve erkek çocukların tepkilerindeki belirlenen farklılığın nedenleri ise henüz bilinmiyor. D. Ownby'nin dediğine göre uzun zamandan beri ergenlik çağı öncesi erkek çocukların kızlara oranla iki kat daha fazla allerji ve astım riski taşıdığı anlaşılmıştır. "Elimizdeki verilere göre hayvanlarla içiçe olmanın etkisi en fazla ilerde allerjik bünyeli olma riski olanlarda görülecektir". Genç erginlik çağına geldiklerinde kadınlarda erkeklere oranla daha fazla astım hastalığı vardır. Nedeni şimdiye kadar hiç bir geçerli teoriyle açıklanamamış olmasına rağmen, bunun ergenlik çağında olan hormon değişimlerinden kaynaklandığı sanılmaktadır.

Evcil Hayvanınıza İlaç Yutturmak

 


"Evcil Hayvanınıza ilaç yutturmak zorunda kalırsanız bunu nasıl yapacağınızı biliyor musunuz ?"

Köpeğinize ilaç uygulama
Tıpkı sizin gibi köpeğinizde hastalanabilir ve veteriner kliniğinden eve döndüğünüzde elinizde veteriner hekimin size uygulamanız için verdiği bazı ilaçlar olabilir. Bu ilaçları doğru olarak nasıl vereceğinizi ve hem sizin hem de köpeğiniz için kolay olanı öğrenmeniz gerekir. Veteriner hekiminizin söylediklerini her zaman takip edin, doğru miktarlarda ve verdiği süre kadar uygulamaya dikkat edin.
Tabletler ve kapsüller


1.adım
● Hapı bir elinizin işaret parmağı ile baş parmağınız arasına alın.
Diğer elinizle üst çeneyi köpek dişinin arkasından işaret ve baş parmağınızla sıkıca kavrayın.
 
2. adım
Dudaklarını dikkatlice dişlerinin üzerine kıvırarak ağzını açın. Bu yöntem ısırılma ihtimalini çok azaltır.

3.adım
Bileğinizi yukarı çevirerek kafasını yukarı kaldırın.
Diğer elinizin ortanca parmağını kullanarak alt çeneyi açın.

4.adım
Ortanca parmağınız öndeki körelmiş dişlerin üzerindeyken hapı dilinin olabildiğince gerisine yerleştirin.
Hemen ağzını kapatın. Elinizle ağzını kapatmaya devam ederken yutkunabilmesi için kafasını eğin.

5.adım
Boğazını okşayarak veya burnuna üfleyerek yutkunmasını teşvik edin.
 
Sıvılar ve şuruplar


Doğru doz için kutunun üzerindeki etiketi okuyun. Üzerinde çalkalayın yazıyorsa çalkalayın.

1. Adım
Başlamadan önce enjektöre ilacı çekin.
Yanağı ve dişlerinin arasından ilacı uygulayın.
Ağzını kapalı tutun ve kafasını yavaşça yukarı kaldırın.

2. Adım
Yutkunmasını teşvik için boğazını okşayın veya burnuna üfleyin.

3. Adım
Köpeğiniz verdiğiniz ilacı tükürüyorsa veya ağzını açmıyorsa sakinleştirin.
Bir süre bekleyin ve yeniden deneyin.

İPUÇLARI

Her zaman için ilacın etiketini okuyun.
Veteriner hekiminize aç ya da tok olarak verileceğini sorun. Eğer yiyecekle birlikte verilebiliyorsa bir parça peynir veya fıstık ezmesi içinde verebilirsiniz.
Bir arkadaş veya aileden birini yardım için çağırın.
Köpeğinize ilacı yerde veya kucağınızda vermekten kaçının. Kaymayan bir yüzeyi olan masayı tercih edin.
İlacı uygularken sakin olun. Hayvanlar sahiplerinin gergin olduğunu hisseder ve ilacı yutturmak güçleşir.
Mutlaka ilacı verdikten sonra sevin ve ödüllendirin.

Kedinize ilaç uygulama
     Aynı sizin gibi kedinizde ara sıra hastalanabilir ve veteriner hekiminiz evde uygulamanız için bazı ilaçlar verebilir. Doğru şekilde nasıl yapılacağını öğrenmek bu işlemi kediniz ve sizin için daha kolay hale getirecektir. Daima veteriner hekiminiz tarafından verilen talimatları takip edin. İlaçlar veteriner hekiminizin belirlediği süre boyunca ne eksik ne de fazla verilmelidir.

Tablet ve Kapsuller


1. Adım

Hapı bir elinizin baş ve işaret parmakları arasına yerleştiriniz.
Diğer elinizle baş ve işaret parmakları kanin dişlerin hemen arkasından elmacık kemiğini kavrayacak şekilde kedinizin kafasının üstünden tutunuz.
 
2. Adım
Kedinizin gözleri yukarı bakana kadar kafasını arkaya eğiniz.
Genellikle kedinizin alt çenesi kendiliğinden açılacaktır.Açılmazsa hapı tuttuğunuz elinizin orta parmağıyla biraz baskı uygulayınız.
Hapı kedinizin ağzına getiriniz.
 
3. Adım
Orta parmağınızı küçük kesici dişler üzerine koyarak çeneyi açık tutunuz.
Hapı dilin olabildiğince gerisine bırakınız.
Hemen ağzı kapatınız.
 
4. Adım
Yutmayı teşfik için kedinizin boğazını nazikçe okşayın yada burnuna üfleyiniz.
Isırılmamak için hızlı hareket ediniz.

Sıvılar ve Şuruplar




Doğru doz için prospektüsü okuyun. Talimat verilmişse, şişe içeriğini çalkalayın.

1. Adım
Başlamadan önce şırıngayı yada damlalığı ilaçla doldurunuz.
Sıvı ilaçlar yanak ve dişler arasında kalan cep şeklindeki boşluğa akıtılır.
Kedinizin çenesi kapalı olarak tutunuz ve kafasını hafifçe geriye eğiniz.
 
2. Adım
İlacı şırınga yada damlalıkla nazikçe yukarıda bahsedilen boşluğa akıtınız.
 

Faydalı İpuçları
Daima etiket talimatlarını dikkatlice okuyunuz.
Veteriner hekiminize ilacın aç karına mı , tok karına mı uygulanacağını sorunuz.
Kedinizi kucağınıza yada kaymaz yüzeyli bir masaya alınız.
İlaç uygularken sakin olunuz. Kediniz gergin olduğunuzu hissedebilir ve bu ilacın uygulanmasını zora sokabilir.

Hap Yutturma Araçları
Parmaklarınızı kedinizin ağzına sokmak istemezseniz hap yutturma araçları kullanabilirsiniz. Hap yutturmada kullanılan araç şırıngaya benzer plastik bir tüptür.
Hapı tüpün sonuna yerleştiriniz.
Tüpü şırınga gibi işaret ve orta parmak arasında tutup baş parmakla pistona basınız.
Kedinizin gözleri yukarı bakana kadar kafasını arkaya eğiniz.Genellikle kedinizin alt çenesi kendiliğinden açılacaktır. Açılmazsa hapı tuttuğunuz elinizin orta parmağıyla biraz baskı uygulayınız.
Aleti dilin kaidesine yerleştiriniz.
Pistona basarak hapı dilin olabildiğince arkasına bırakınız

Küçük Dostunuz İle Seyahat


"Küçük dostunuz ile seyahati düşünürken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir ?"

Küçük Dostunuz ile Seyahat
    Yola çıkmadan önce şu soruyu kendinize sorun; kedim ya da köpeğim rahat ve mutlu olacak mı? Bazı hayvanlar evde kalmayı tercih eder. Bu hayvanların seyahat sırasındaki rahatsızlıkları ve bulantıları herkesin seyahatini mahvedebilir. Böyle bir durumda onu bir arkadaşınıza veya yakınınıza bırakmanız ya da ona bir bakıcı tutmanız akıllıca olacaktır. Eğer bu mümkün değilse, onu temiz, iyi çalışan bir çiftlik veya pansiyona bırakmayı düşünebilirsiniz.

 

Planlama
     Eğer evcil hayvanınızı yanınıza almaya karar verdiyseniz, onun yolculuk hazırlığına kendinizinki kadar önem vermeniz gerekir. Seyahatinizi hangi taşıma aracıyla yapacaksanız, uçak, otobüs, tren veya gemi olsun, evcil hayvan kabul ettiklerinden emin olun. Ne tür rezervasyonların yapılması gerektiğini ve seyahat edebilmesi için ne gibi ayarlamaların yapılması gerektiğini öğrenin. Eğer otelde, pansiyonda veya kampta kalacaksanız hayvanların kalmasının yasak olmadığından veya onlar için yakınlarda kalabilecekleri bir evcil hayvan pansiyonu, özel kennel gibi yerlerin olduğundan emin olun. Eğer arkadaşlarınızla veya bir aile ile olacaksanız küçük dostunuzun da davetli olduğundan emin olun.



     Evcil hayvanınızı koyacağınız kafesin uygun ölçülerde olduğunu emin olun. Çok büyük ve çok küçük kafesler uygun kafesler değildirler. Aşağıdaki şema ideal kafes ölçüleri için size fikir verecektir. Kafesin arka ve yan yüzlerinde içinin yeterli derecede havalanmasını sağlayacak uygun büyüklükte delikler olmalı, ön yüzünde ise uygun büyüklükte gözenekleri olan tel bir kapı olmalıdır.

Uçakla Seyahat
   Uçmak istediğiniz hava yolu ile temasa geçin. Hepsinin kendisine göre değişik kuralları ve uygulamaları vardır. Evcil hayvanınız için rezervasyon yaptırmanız gereklidir. Havayolu şirketinize kafesle ve taşıma çantasıyla ilgili kurallarını sorun. Direkt bir uçuş ayarlamaya çalışın veya en az aktarmalı olanını tercih edin. Eğer kafes veya taşıma çantanız önünüzdeki koltuğun altındaki boşluğa sığabilirse havayolu şirketiniz evcil hayvanınızın sizinle kabinde seyahat etmesine izin verebilir. Eğer kargo bölümünde seyahat etmek zorundaysa havaalanına erken gidin. Onu taşıma çantasına siz koyun, ve iner inmez hemen onu yanınıza alın. Evcil hayvanınızın taşındığı kargo bölümünün uygun hava koşullarına sahip olduğundan emin olun. Ortamın iyi kontrol edilmediği durumlarda, uçaklarda kargo bölümleri çok sıcak veya çok soğuk olabilir.

Arabayla Seyahat
   Eğer evcil hayvanınız arabada yolculuk yapmaya alışık değilse seyahatten önce onunla birkaç küçük tur atın. Kediniz büyük ihtimalle bir taşıma kabında daha rahat edecektir. Hayvanların araba hareket halindeyken başlarını pencereden dışarı çıkarmalarına asla izin verilmemelidir. Toz partikülleri bir incinmeye veya enfeksiyona neden olabilir, ve akciğerlere çekilen soğuk hava hastalıklara önderlik edebilir. Eğer uzun bir yolculuk yapacaksanız her iki saatte bir atıştırma, egzersiz ve dinlenme molaları verin. Ana yemek öğününü günün sonunda verin. En uygun olanı kuru mamadır ama eğer küçük dostunuzun konserve mama gereksinimi varsa ve buzdolabınız yoksa artan kısmını tekrar kullanmayın. Kedinizi ya da köpeğinizi park etmiş arabanın içinde uzun süre bırakmanız tavsiye edilmez. Eğer arabanın içinde bırakmak zorundaysanız, bütün kapıları kilitleyin ve pencereleri içerideki hava sirkülasyonuna izin verecek kadar açık bırakın, yalnız bu açıklığın dışarı atlamasına veya başını sıkıştırmasına izin vermeyecek büyüklükte olmasına dikkat edin. Sıcak günlerde park etmiş bir arabanın içindeki sıcaklığın sadece dakikalar içinde tehlikeli boyutlara yükselebileceğini ve evcil hayvanınızın sıcak çarpması nedeniyle ölebileceğini her zaman hatırlayın.

Otobüs, Tren veya Gemiyle Seyahat
   Otobüs firmalarının hepsi evcil hayvanınız ile seyahat etmenize izin vermeyebilir, telefon ederek konu hakkında bilgi isteyin. Tren vagonların içinde hayvanlara müsaade etmeyebilir ancak kafes içinde kabul edebilirler. Bazı gezinti gemileri evcil hayvanları kabul etmektedir. Seyahat acentenizden bilgi isteyin.

Bütün Seyahatlerde
   Evcil hayvanınızın her zaman boynunda duracak, tüm kimlik bilgilerinin (tanımlayıcı özelliklerinin) bulunduğu bir tasması olmalıdır. Ayrıca, mikroçip kimlik sistemi küçük dostunuz kaybolduğunda geri dönebilmesi için gerekli olan kalıcı bir kimliklendirme sistemidir. Onun en sevdiği yiyeceği, oyuncağı, mama kabını, bir termos suyu ve tasmasını yanınıza alın. Uzun bir yolculuktan önce evcil hayvanınızı veteriner hekiminize muayene ettirmeniz ve aşılarının eksiksiz olması faydalı olacaktır. Eğer evcil hayvanınız bir kafeste veya taşıma kabında seyahat edecekse, kafesin sağlamlığından, ayağa kalkabileceği ve içinde dönebileceği kadar geniş olduğundan, mama ve su için yer olduğundan, iyi bir hava sirkülasyonu olduğundan, su geçirmez bir tabanı olduğundan ve güvenli bir şekilde kapandığından emin olun. Küçük dostunuz ile yurt dışına çıkıyorsanız en az 4 ay önce gideceğiniz yerin konsolosluğu veya büyükelçiliği ile temas kurup veya seyahat acentenizle konuşup sağlık ve aşılama kuralları ile ilgili en detaylı bilgiyi isteyin.

Önemli Not
   Eğer evcil hayvanınızda seyahat sırasında mide bulantısı meydana geliyorsa uygun tedavi için veteriner hekiminize başvurunuz.