Distişiazis
Bu durum genellikle köpeklerde gelişen bir anomalidir. Göz kapaklarının kenarında normalde yer almaması gereken tüylerin doğuştan anomalik bir şekilde gelişmesine distişiazis denir. Kimi hastalarda bir kaç aylıkken klinik semptomlar başlar. Tüylerden bir ya da birkaçı korneaya temas etmeye başlar. Gün içerinde binlerce kez göz açık kapama sırasında korneayı irrite eden tüyler, sık sık akıntı, kızarıklık, göz kısma gibi belirtiler verir. Zamanında farkedilip tedbir alınmadığı taktirde, korneada kronik yangı, erozyon hatta ülser gelişimine yol açabilir. Bu hastalığın tedavisi genel anestezi altında anomalik gelişen tüyler ve bunları üreten follikül yapılarının epilasyonla ortadan kaldırılmasıdır. Operasyon kısa sürer ve operasyon sonrası hasta bakımı kolaydır.


Kimi hastalarda korneada yangıya yol açan bu tüyler klasik bir muayenede gözden kaçabilir. Hastaya ilaç tedavisi uygulandığında semptomlar geriler ancak tedavi kesildiğinde sebep ortadan kaldırılmadığı için tekrar şiddetlenir. O yüzden akıntı, göz kısma kızarıklık gibi şikeyetleri olan genç köpeklerde mutlaka yüksek büyütme sağlayan diagnostik aletlerle gözkapağı kenar yapıları incelenmelidir. Bu şekilde yıllarca distişiazisi gözden kaçmış, orta yaşlı köpeklerle karşılaşmaktayız.


Köpeklerde folliküler konjunktivitis
 Bu hastalık hemen hemen her köpek ırkında gelişebilir. Hastalık akut ya da kronik seyredebilir. Üçüncü gözkapağının iç yüzünde yer alan bağışıklık hücresi kümelerinin yangılanması ve şişmesi hastalığı tanımlar. Bu hastalığın sebepleri genellikle dışarıdan alınan allerjenler ve kronik irritasyondur ( toz, polen v.s). Hastalığın belirtileri, kızarıklık, aşırı gözyaşı akıntısı ve gözleri kısmadır. Daha dikkatli bakıldığında konjunktivalar yangılı ve şiştir. Basit bir konjunktivitisten biraz daha farklı seyreden bu hastalığın tedavisinde, akut dönemde uygulanan lokal ilaçlarla iyileşme sağlanabilir.


Ancak bir göz muayenesinde eğer folliküler konjunktivitisten şüpheleniliyorsa, mutlaka üçüncü gözkapağı dişşiz bir pensle tutulup iç yüzeyindeki folliküller kontrol edilmelidir. Eğer lenf follikülleri çok şiş ise adeta bir böğürtlen yüzeyi gibi bir görünüm alır. Bu aşamada hastalık kronikleşmiş demektir. Hastalığın kronikleştiği dönemde sadece lokal ilaç uygulamaları problemin çözümü için yeterli değildir. Böyle bir durumda lenf follikülleri uygun bir teknikle tahrip edilmelidir. Eğer hasta aşırı hareketli ya da agresif değil ise, genel anestezi uygulamasına gerek yoktur. Lokal anestezikli bir damla uygulamasının ardından, folliküller tahrip edilebilir. Dikkatli bir manüplasyon gerektirmekle birlikte çoğu olguda tek uygulama ve ardından lokal damlalar ile hastalık iyileşebilmektedir. Tedaviye direnç gösteren bazı hastalarda ikinci manüplasyon yapılması gerekebilir.
 

                                                                  

Yavru kedilerde gelişen neonatal keratokonjunktivitisler
 Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak gelişen bir göz enfeksiyonu ve bunun yol açtığı komplikasyonlar neonatal keratokonjunktivitisler olarak değerlendirilir. Genellikle herpes virus, chlamidia ve mycoplasma gibi mikroorganizmalar bu hastalığa ilişkin ilk patolojileri başlatır. Yavru kediler bu mikroorganizmaları annesinden dahi alabilir. Bulaşıcılık oranı yüksek olan bu mikroorganizmalar temas ya da aeresol yolla bireyden bireye bulaşabilir. Hastalık genellikle iki taraflı göz akıntısı kızarıklık ve gözleri kısmayla başlar. Konjunktiva ve korneadaki şiddetli yangı tablosunun etkiyle diğer mikroorganizmalar da (streptococ, stafilococ, pseudomonas gibi bakteriler) kolayca göze yerleşir. Böylece hastalık tablosu giderek ağırlaşır. Kimi zaman konjunktiva öylesine yangılı ve ödemli hale gelir ki, göz küresi görülemez ve konjunktivalar aşırı şiştir (şemozis). Bazı olgularda aşırı irinli gözyaşı akıntısı göz kapaklarının birbirine yapışmasına yol açar. Korneada erozyon ve ülser gelişimi çok yaygındır.
Zamanında ve etkin tedavi yapılmazsa, yavru kedileri bekleyen sonuç, gözlerin delinmesidir. Korneadaki ülserin tüm katlara yayılması ya da hastanın kendini kaşıma çabası sırasında gözler delinebilir. Göz içerisindeki sıvının bir kısmı dışarı akabilir ve hatta irisin bir kısmı korneadan dışarı çıkar (iris stafilomu).


Bu hastalıkla ve oluşturduğu komplikasyonlarla ilgili, bir çok hastada edindiğim deneyime göre en etkin tedavi en erken dönemde müdehaleye başlamaktır. Tablo ne kadar şiddetli olursa olsun aktif enfeksiyon döneminde gözleri doğru ilaç uygulamalarıyla en iyi durumda tutmak ve hastayı kendi travmatik (kaşıma sürtünme gibi) etkilerinden korumak ilk yapılması gereken işlemdir. Ardından aktif enfeksiyon atlatıldıktan sonra kornea üzerinde yapışan konjunktiva perdesinin uzaklaştırılması ya da delinmiş olan gözün restore edilmesiyle, bir çok hastada hayat standartlarını sürdürebilecek bir görüşün sağlanması mümkündür. Yapılabilecek en büyük hata klinik tablonun şiddetine ve gözlerin görüntüsüne bakarak erken bir dönemde gözlerin alınmasıdır.

                        

                                      
                                        
Uveitis
 Uveitis kedi ve köpeklerde oldukça yaygın gelişen bir göz hastalığıdır. Göz küresinin orta tabakası, iris, korpus siliyare ve koroideadan oluşur. Bu yapılar damar ve pigmentten zengindir. İris (göze rengini veren yapı) ve korpus siliyarenin yangılanması ve reaksiyon göstermesine uveitis denir. Bu hastalık küt ya da sivri cisimlerin travmatik etkisiyle gelişebileceği gibi bir çok sistemik hastalığın ya da patojenin etkisiyle de gelişir. İris damardan zengin olduğu için sistemik dolaşımda gezinen bakteri, virüs ve parazitlerin önemli bir kısmı uveitis oluşumuna sebep olur. Sistemik hastalıkların etkisiyle gelişen uveitisler genellikle çift taraflı gelişir. Köpeklerde Ehrlishia, adeno virus ve Leishmania gibi mikroorganizmalar uvetis oluşturabilir. Kedilerde Toxoplazma ve felin enfeksiyöz peritonitis etkenleri uveitis oluşturabilir. Yanı sıra her iki türde de otoimmun sebeplerle ya da tümöral etkilerle uveitis gelişebilir.
Bu hastalık ilaç tedavisine iyi yanıt verebilir. Lokal damla şeklinde ilaçların yanı sıra kimi durumlarda tablet ya da enjeksiyon şeklinde tedavi metodları vardır. Uveitis tedavisindeki iki önemli nokta, uveitise bağlı gelişebilen komplikasyon gelişmeden erken tanı konulması ve hastalığın altında yatan sebebin belirlenerek bu yönüyle de tedbirlerin alınmasıdır.


Kornea ülseri
Kornea ülseri kedi ve köpeklerde en sık gelişen göz hastalıklarından biridir. Travmatik etkiler, yabancı cisimler, enfeksiyon, göz kapaklarının yapısal bozuklukları, kimyasal etkiler gibi bir çok sebeple korneada ülser gelişebilir. Ülserler iyileşmeye direnç gösteren yaralardır ve söz konusu göz olunca bu hastalık göz ve görüş kaybına sebep olabilecek etkiler doğurabilir. Tek gözde gelişmesi daha yaygındır. Ancak kimi hastalarda sebebe bağlı olacak şekilde çift taraflı da şekillenebilir. Kornea üzerinde değişik genişlik ve derinlikte oluşabilir. Elbette geniş ve derin ülserler daha tehlikelidir. Özellikle gerekli önlemler alınıp tedavi edilmezse süratle derinleşip, korneanın delinmesi ve göz içerisindeki sıvının dışarı akmasına neden olabilir.
Kornea ülseri olan bir hastada kornea genellikle saydamlığını yitirmiştir. Korneaya damarlar girer ve buna bağlı ödem gelişir. Hasta genellikle gözünü kısar, ışığa bakmak istemez. Bir çok olguda irinli gözyaşı akıntısı belirgindir. Göze dikkatli bakıldığında saydamlığını yitirmiş alanda düzensiz bir çukurluk dikkati çeker.
Hastalık erken belirlendiğinde lokal ilaç tedavisi ile iyileşebilir. Ancak özellikle geniş ve derin ülserlerde operasyon kaçınılmazdır ve gözü kurtarmanın tek yoludur. Tedavinin her döneminde hasta plastik yakalıkla korunmalıdır. Tedavi 3-6 hafta sürebilir.

Blefaritis
Blefaritis gözkapaklarının yangılanması, iltahaplanmasıdır. Tüm evcil hayvanlarda gelişebilir. Kanatlılarda ve köpeklerde daha sık rastlanır. Hastalığın sebepleri; allerjik reaksiyonlar, arı sokması, travma, bakteriler, parazitler, kostik irritasyon, mantar enfeksiyonları ve bağışıklık sistemi ilgili reaks,yonlar olabilir. Blafaritisli bir hastada göz kapakları genellikle şişer, kızarır ve akıntı artmıştır. Kimi olgularda gözkapaklarındaki tüyler dökülür, hasta bölgeyi kaşıma eğilimindedir ve göz kapakları genellikle kapalıdır. Özellikle tek taraflı olduğunda hastanın hemen dikkatini çeker. Ancak uzun tüylü köpeklerde kimi zaman farkedilmesi vakit alabilir. Hasta kendini kaşıyarak gözküresine de zarar verebilir. Hastalık ilaç tedavisi ile iyileştirilebilir. Ancak önemli olan altında yatan nedenin belirlenmesidir. Bu amaçla laboratuvar tahlillerinden de yararlanılması gerekir. Kimi olgular tedaviye inatçılık gösterir. Nüks etme eğilimindedir. Bu açıdan blefaritis geçirmiş bir hastayı sahibi sık sık kontrol etmelidir.

 


Kist dermoid
Kist dermoid doğuştan şekillenen bir anomalidir. Tüylü bir deri parçasının anormal bir yerde gelişmesidir. Göz hastalıkları açısından özellikle kornea ve konjunktivada yer alanları önemlidir. Genellikle köpek yavrularını etkileyen bir anomalidir. Böyle hastalarda tek ya da çift taraflı gelişebilir. Hasta 3-5 aylık olduğunda operasyonla kist dermoid uzaklaştırılabilir ve hastanın görüşü sağlanarak yaşam standardı yükseltilebilir.


Glaukoma (göz tansiyonu)
Glaukoma, göz içindeki sıvının artması ya da drenajının azalmasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Bu durumda göziçerisindeki basınç artar ve görüş için önemli dokular zarar görür. İnsanlarda olduğu gibi, evcil hayvanlarda da yaş önemli bir faktördür. Ancak bazı köpek ve kedi ırklarında gelişim bozukluğu ve genetik yatkınlık sonucunda, göz içerisindeki mikro deforme alanlar yüzünden 1-2 yaşındaki hayvanlarda da glaukoma gelişebilir.
Akut glaukoma aynı zamanda ağrılı bir hastalık olduğu için hasta gözünü kaşımaya çalışır, etrafa sürter, iştahı azalır ve kimi zaman ağrıya bağlı inleme sesleri çıkartabilir. Glaukomanın önemli belirtilerinden bir diğeri göz bebeğinin normalden geniş olması hatta kimi olgularda korneada bulutsu bir görünümün gelişmesidir.
Hastalığın erken tanısı sayesinde kullanılacak ilaçlarla görüş kusuru olmayacak şekilde, göz korunabilir. Bu yüzden özellikle 7 yaşın üzerindeki köpekler ve 9 yaşın üzerindeki kedilerde, yılda 1-2 kez göztansiyonu ölçümü yapılması çok yararlıdır. Glaukomalı bir hastada ilaçlar göz tansiyonunu yeterince düşüremiyorsa birçok farklı operasyon tekniğinden uygun olanı gerçekleştirilebilir.

Kuru göz (keratokonjunktivitis sicca)
Kuru göz daha çok köpeklerde rastlanan bir göz hastalığıdır. Özellikle Terrier, Cocker, Pekinez gibi ırklarda sık gözlenir. Kuru göz hastaları incelendiğinde kısırlaştırılmış, 7-8 yaşın üzerinde ve ufak ırk köpekler olduğu dikkati çeker. Gelişme çağındayken üçüncü göz kapağındaki salgı alınan (harder bezi) hastalarda kuru göz oluşma ihtimali daha çoktur.
Hastalığın ilk belirtileri, mat ve donuk bir kornea, gözkapaklarının kenarlarında mukoid, yapışkan, irine benzeyen akıntının birikmesi, gözde bulanıklıktır. Genellikle bu hastalık irinli konjunktivitle karıştırılmaktadır. Bu süreçte kullanılan antibiyotikli damlalar, korneayı nemlendirdiği için geçici bir rahatlama sağlasa da ilaçların kesilmesinden sonra tekrar belirtiler başlar.
Hastalığın kesin tanısının konulması için ayrıntılı oftalmolojik muayenenin yanı sıra bazı testlerin de uygulanması gerekir. Geç tanı konulan ve korneanın saydamlığını yitirdiği olgularda görüş kaybı gelişir ve ilaç tedavisine alınan yanıt yeterli olamayabilir. Bu durumlarda operatif tedavi mümkündür.

Göz kapağı tümörleri
Kedi ve köpeklerin gözkapaklarında, değişik tiplerde tümöral gelişimlerle karşılaşılmaktadır. Genel olarak yaşlı hayvanlarda daha yüksek risk vardır. Köpek ve kedilerin göz kapağı tümörlerinde önemli bir farklılık vardır. Köpeklerde gözkapağı tümörleri genellikle iyi huylu, kedilerde ise kötü huyludur. Köpeklerde göz kapağı tümörleri alt ya da üst göz kapağında gelişebilir. Genellikle yavaş gelişim hızına sahiptir. Ancak hastada sızı, ağrı, kaşıntı gibi refah bozucu etkiler gösterebilir. Yanı sıra tümör belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra korneaya temas edip, erozyon ve ülserlere yol açabilir. Bu durum zamanla görüşü etkileyecek komplikasyonlara yol açabilir.


Tedavide ideal olanı kitle vebu kitleyi oluşturan yapının operatif olarak uzaklaştırılmasıdır. Kitlenin nüks etmesini önlemek için kama şeklinde tüm katlı uzaklaştırma yapılmalıdır. Kitle alındıktan sonra gözkapaklarının kenar yapısının normale yakın oluşturulması önemlidir. Alınan kitle mutlaka patolojik yönden incelenmeli ve tümörün tipi belirlenmelidir.
Kedilerde ise her ne kadar iyi huylu tümörlerle karşılaşılsa da nüks ya da metastaz (başka organlara yayılma) oranı köpeklere göre daha fazladır. Her dokunun tümör cerrahisinde olduğu gibi olabilecek en erken dönemde operasyon yapılması hastanın görüşü ve genel sağlığı için önemli bir faktördür.

Kornea nekrozu
Kornea nekrozu kedilere özgü bir göz hastalığıdır. Kornea nekrozu aslında kornea ülserinin bir çeşididir. Hastalık büyük oranda Pers, Himalayan ve British kısa tüylüsü gibi kısa burunlu kedilerde gelişir. Travmatik faktörler, göz kapaklarında ki yapısal problemler, herpes virus enfeksiyonu gibi nedenlerle hastalığa yatkın olan kedilerde hastalık şekilllenebilir. Korneada canlılığını yitirmiş olan doku kahve rengi, siyah alanlar şeklinde kendini gösterir. Bu hastaların bazılarında korneada bulanıklık, damarlaşma, göz kapaklarını kısma gibi semptomlar da gelişir.
Bu hastalığın tedavisinde operasyonla birlikte, ilaç tedavisi yapılmalıdır. Sadece ilaç tedavisi ile hastalık iyileşemez. Öncelikli olarak canlılığını yitirmiş ölü doku uzaklaştırılmalıdır. Lezyonun derinliğine göre korneadaki defekt; kornea nakli, konjunktiva grefti gibi farklı yöntemlerle doldurulur ve iyileşme sağlanır. Operasyondan sonra 2-3 haftalık bir ilaç (damla) tedavisi ve zaman zaman yapılan kontrol ve ilaç düzenlemeleri ile görüş kaybı olmayacak şekilde hasta iyileştirilebilir.

Vişne göz (harder bezi hiperplazisi)

Bu hastalık genellikle 1 yaşın altındaki köpeklerde tek ya da çift taraflı gelişir. Kedilerde oldukça seyrek olmakla birlikte kimi kedilerde şekillenebilir. Harder bezi normalde üçüncü göz kapağının iç yüzünde ve dışarıdan gözükmeyecek bir pozisyonda yer alır. Göz sağlığı için son derece önemli olan gözyaşının yaklaşık % 40’ını sentezleyen önemli bir dokudur. Irk yapısı, anatomik ve genetik yatkınlıklar, irritasyon gibi nedenlerde harder bezi anormal biçimde büyüyebilir. Böyle hastalarda büyümüş olan salgı bezi, üçüncü gözkapağını da dışarı doğru çevirir ve dışarıdan görülecek hale gelir. Bu görünüm nedeniyle vişne göz (cherry eye) olarak da adlandırılır. Cocker, Terrier, Poodle, İngiliz Bullgog, Boxer, Rottwailer, Türk Çoban Köpeği, Cavalier King Charles Terrier gibi bazı köpek ırkları hastalığa yatkındır. Sürekli irritasyon, enfeksiyon ve görüş kaybı ile konfor kaybına neden olan bu hastalığın tedavisi operatiftir.
Eğer bez yapısı komple kesilip uzaklaştırılırsa gözde kuruluk komplikasyonuna yol açar. Bu yüzden hem klinik problemi giderecek ve hem de gözyaşı üretimine devam edecek şekilde teknikler geliştirilmiştir. Göz sağlığı için çok önemli olan bu yapının daha derin bir pozisyona özel bir yöntemle gömülmesi ideal operatif tedavi şeklidir.

Göz kapaklarının dışarı dönmesi (ektropiyum)
Ektropiyum daha ziyade köpeklerde gelişen bir hastalıktır. American Cocker Spaniel, boxer, İngiliz Bulldog, Sn Bearnard, Mastiff, Dogshound gibi köpek ırkları hastalığa yatkındır. Bu hastalığın etkisi ile gözyaşı yeterince göz yüzeyinde kalamaz, kornea dışarıdan gelecek travma ve irritasyona açıktır, konjunjtivitis kronikleşir ve kimi hastalarda korneada hasar gelişebilir. Gözkapaklarındaki bu dışa dönüş ve sarkma operatif olarak düzeltilebilir.
Göz kapaklarının içeri dönmesi (entropiyum)
Entropiyum, kedi ve köpeklerde yaygın olarak gelişen göz hastalıklarından biridir. Çeşitli sebeplerle gelişebilen bu durumun hastalarımızda yarattığı en büyük sıkıntı, gözkapağı kenarındaki tüylerin gözküresine batması, sürekli irritasyon yapması ve zamanla korneada erozyon, hatta ülserleşmelere yol açmasıdır. Bu yüzden, hastalık belirlendiğinde olabildiğince erken dönemde operasyonla düzeltilebilir. Bir hafta 10 gün gibi bir sürede hasta süratle iyileşir. Chow Chow, Shar Pei, Terrier gibi köpek ırkları ile Pers ve Himalayan kedileri hastalığa yatkındır.


Katarakt

Katarakt, göz içerisinde yer alan lensin saydamlığını kaybetmesi ve görüş kayıbı ile körlük oluşturmasıdır. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kedi ve köpeklerde de katarakt sıklıkla gelişebilmektedir. Özellikle köpeklerde katarakt yaygın bir hastalıktır. Travma, göz içerisinde gelişen hastalıklar, şeker hastalığı gibi metabolik hastalıklar katarakt oluşturabilir. Söz gelimi diabetli bir köpekte (şeker hastası) bir yıl içerisinde mutlaka katarakt gelişmektedir. Hatta kimi zaman göz muayenesi sonucunda hastanın diabet olduğu belirlenebilmektedir. Bütün bunların yanı sıra, yaşlılığa bağlı gelişen katarakt köpeklerde çok yaygındır. 10 yaşın üzerindeki köpeklerin % 50’ sinde az ya da çok katarakt bulunmaktadır. 14 yaşın üzerinde ise bu oran % 90’ ların üzerine çıkmaktadır.


Katarakt hastalığının ilaçla tedavisi yoktur. Antioksidan içeren bazı ilaçlar kataraktın ilerlemesini yavaşlatabilmektedir. Ancak sonuçta operasyonu ötelemek hastanın yararına değildir.


Kataraktın operatif tedavisinde, tıpkı insanlarda olduğu gibi ideal olan fakoemülsifikasyon (FAKO) tekniğidir. Bu teknikte hastanın bulanıklaşan lens materyali korneada oluşturulan 3 milimetrelik bir kesiden uzaklaştırılır. Boşaltılan lens kapsülü içerisine köpeklere uygun ve özel olarak imal edimiş suni lens konulabilir. Tüm bu prosedür genel anestezi altında, operasyon mikroskobu kullanılarak ve mikrocerrahi teknikle gerçekleştirilir. Özellikle kataraktın erken dönemlerinde yapılan fako operasyonu ile iyileşme oranı % 80lerin üzerine çıkabilir.

 

Kedi Tırmığı Hastalığı

Kedi Tırmığı Hastalığı İnsanlarda ev kedileriyle temas sonucu meydana gelen bir hastalık. Hastalık etkeni kesin olarak gösterilmemiş olmakla beraber, bir virüs olduğu tahmin ediliyor. Hastalık ilk olarak 1930 larda Fransa ve ABD'de fark edildi. Genellikle hastalık öncesinde kedilerle bir temas sözkonusu olur. İnsanlarda çoğunlukla iyi huylu olan, sınırlı lenf yumrularında değişimlerle ile karekterize olan hastalık çocuklarda yaygın olarak görülür ve sadece kedi tırmalamasıyla değil , kedi veya köpek ile temasdan sonra da görülebilir. Ancak kedi tırmalamasından sonra görülme oranı daha yüksek olduğundan kediler hastalığın kaynağı olarak tanınmaktadır. Hastalığın nedeni konusunda değişik fikirler savunulmasına karşın Cat Scratch Disease geçiren hastalarda son zamanlarda Bartonella henselae ve Bartonella quinata adlı bakteriler hastalığın nedeni olarak önem kazanmaktadır. Hastalık subakut bir hastalıktır. Bulaşmadan sonra yaklaşık 2 hafta içinde papül şeklinde lezyon şekillenir. Özellikle baş ve boyun çevresindeki lenf yumrularında gelişen bölgesel lenfadenitis söz konusudur. Genellikle iyi huylu olan bu lenfadenopatiler yaklaşık olarak 1-2 ay süreyle varlığını sürdürdükten sonra sekunder bir etken yoksa kendiliğinden iyileşme sürecine girer ve bir kaç ay sonra etkinliğini kaybeder. Ancak AIDS hastalığının söz konusu olduğu durumlarda tedavi yapılmazsa hastalık daima kötüye doğru gelişir ve hayati tehlike oluşabilir. Kedilerde hastalığa neden olan değişmez etken Bartonella henselae'dir ve özellikle mayıs aylarında pireler tarafından taşınır. Bartonella quinatanı ise kaynağı bilinmemektedir. İnsanlar bu hastalığı kedi tırmalaması veya ısırması ile alabilir. Ayrıca köpeklerin de hastalık etkenlerini taşıyabileceği ve bulaşmaya neden olabileceği bildirilmiştir. Hastalığın erken yaşlarda görülme oranı yüksektir. Özellikle yavru kediler hastalığın taşınmasında etkin rol oynamaktadır, insanlarda da gençler ve özellikle çocuklar hastalığa daha duyarlı olarak gözlemlenmektedir. Pireler bakterilerin taşınmasında aracılık ettiğinden aşırı pire enfestasyonu görülen kediler daha fazla risk oluşturabilir. Açık yaraların varlığı, yalama sonucu bulaşma olabileceğinden riski artıran diğer bir faktördür olup yapılan çalışmalar erkeklerin kadınlardan daha duyarlı olduğunu götermiştir.Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır seyirli enfeksiyonlar örneğin, AIDS hastalığının seyri sırasında şekillenen bulaşmalarda risk daha fazladır. Kedide, hastalık etkenini taşıyan ve bu etkenleri insanlara bulaştırabilen enfekte kedilerde genellikle hastalığa ait bulgular görülmez. Kediler etkeni taşıyıcı görev yaparlar. İnsanda, klinik olarak ilk gözlenebilen belirti tırmalanan veya ısırılan bölgede oluşan yara ve bunu takiben şekillenen deri lezyonlarıdır. Bu lezyonlar kırmızı renkte yuvarlak ve kabukludur. Hastalığın insanlarda görülen en karekteristik belirtisi ise lenf yumru ya da yumrularında değişimlerdir. Öncelikle boyun bölgesi lenf yumrularında görülen bu değişikliğe çene altı, kasık ve boyun (çene, kasık ve göğüs) lenf yumrularında da rastlanabilir. Elle yapılan muayenelerde lenf yumrularındaki bu şişkinliği tespit etmek mümkündür. Ayrıca yüksek ateş, iştahsızlık, halsizlik, mide bulantısı ve kusma gibi genel belirtilerin yanısıra dalakta büyüme, farenjit ve paratroid bezinde büyüme gibi özel bulgularda görülebilir. Bu spesifik belirtiler yanında daha az oranda olsada encephalit, felç, saldırganlık, yüz kaslarında felç, koma gibi sinirsel belirtiler ve diş etinde, ağız içinde yaralar, ağrısız şişkinlikler tarzında konjunktival granulomlar gözlenebilmektedir. Hastalığın teşhisinde dikkat edilmesi gereken en önemli konu her vakada deri lezyonlarının görülmeyebileceğidir. Teşhis için en doğru sonuçlar laboratuvar testleri ile mümkündür. Bu amaçla, deri lezyonlarından örnek alınarak patolojik incelemeler yapılabilir.Kan tahlili ile de enfeksiyonun varlığı tespit edilebilir. Ayrıca biopsi yapılabilir. Kedi tırmığı hastalığının teşhisinde en önemli adım ise kişinin hikayesinin araştırılmasıdır. Kedi ile temasın olup olmadığının öğrenilmesi kesin teşhisin konulmasında yardımcı olan temel unsurdur. Enfekte kediler uzun süre   ( 30 gün veya daha fazla) tedavi edildiğinde Bartonella henselae elimine edilebilir. İnsanlarda da antibiyotik tedavileri ile büyük oranda olumlu sonuç alınmaktadır. Çoğunlukla medikal tedaviler ile kısa sürede iyileşme görülen bu hastalık her hangi bir tedavi uygulanmadan kendiliğinden iyileşebilir. Nadir olarak tedavi uygulanmayan bazı vakalarda kötü bir gelişme izlenebilmiştir. Ancak bu durumun bağışıklık sistemi ile ilgisi olduğunu düşündüren bulgularda gözlendiğinden direk olarak kötü seyrin nedeninin Cat Scratch Disease olduğunu düşünmek yanlış olabilir. Lenfadenopati insanlarda sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu durum kedi tırmığı dışında enfeksiyonlar ve bazı kanser hastalıklarının seyri sırasında da sık görüldüğünden tanısının konulması ve nedenin iyi araştırılması gerekmektedir. Kedi tırmığına bağlı olarak şekillenen lenfadenopatiler çoğunlukla tümöral karakterli değildir

Toxoplasma

Toxoplasma kedi ve diğer memelilerde ortaya çıkan enfeksiyöz bir hastalıktır. Hastalık Toxoplazma gondii isimli protozoa tarafından oluşturulur. Son konakçısı kedigiller olan bu parazit diğer hayvanlara ve en önemlisi insanlara da bulaşabilir. Kedilerin hastalık tarafından enfekte olmaları yiyecekler tarafından olur. Bu yiyecekler doğada bulunan kemirgenler, kuşlar veya çiğ etler olabilir. Eğer kedinin yediği kemirgen veya kuş parazit tarafından enfekte edilmişse parazit kediye geçer ve parazitin yaşam siklusu başlamış olur. Parazit kedilerin ince bağırsağında çoğalmaya başlar ve ookistleri oluşturur. Oluşan ookistler yaklaşık 3 hafta içinde dışkıyla dışarı çıkarlar ve 1 hafta içinde spor'lar oluşur. Bunlar oldukça dayanıklıdırlar ve nemli ortamda aylarca canlı olarak kalabilirler. Bu ookistlerle enfekte olan yerlerle temas etmek hayvan veya insanların hastalığı alması için yeterlidir. Bunun dışında az pişmiş etlerin özellikle domuz, sığır ve koyun etlerinin yenmesi veya keçi sütü gibi pastörize edilmemiş sütlerin içilmesi de hastalığın alınması için yeterlidir. Toxoplazma ayrıca kan nakli sırasında da bulaşabilir. Enfeksiyona yakalanmış kedilerin bir çoğunda klinik belirti görmek mümkün değildir. Belirti görülebilenlerde ise zaman zaman ateş, halsizlik, depresyon ve iştah kaybı seçilebilen bulgulardır. Bunların dışında solunum sistemine ait bulgular, pankreas yangıları, lenf bezlerinde değişimler, göz problemleri, çiğneme ve yutkunma güçlükleri, davranış bozuklukları veya felç görülebilir. Ancak bu belirtilerin hiç birisi hastalık için net gösterge değildir ve dolayısıyla bir çok hastalıkla karışabilir. Yavru veya genç kediler yaşlı olanlara göre hastalıktan daha fazla etkilenirler. İnsanlarda ise, genellikle grip benzeri semptomlarla ortaya çıkar veya hiçbir belirti göstermez. Belirti görülenlerde ise baş ve boyundaki lenf bezleri şişer, kas ağrısı, baş ağrısı, ateş, sinirsel bulgular ve bulanık görme ortaya çıkan semptomlardır. Eğer hastalık beyin zarlarını etkilemişse çok şiddetli bir baş ağrısı en belirgin bulgudur. Hastalığın insanlarda en önemli etkisi hamile kadınlar üzerindedir.Annede yapılan serolojik testlerde IgG ve IgM kontrol edilir. IgG eskiden geçirilmiş enfeksiyonu, IgM ise şu anda yaşanan bir hastalığı ifade eder. Toxoplasma IgG (+), IgM(-) ise anne eskiden bir enfeksiyon geçirmiş ve iyileşmiş demektir. Fakat tersi IgM(+), IgG (-) ise anne enfeksiyon etkenini taşımaktasdır, tedavi edilmeli ve IgM titrasyon testi düzenli olarak kontrol edilmelidir. Eğer her iki test de pozitif ise test 2 hafta sonra kontrol edilir ve titrasyon değerlerine bakılır. Toxoplasma ile ilgili durumunuzu öğrenmek ve daha detaylı bilgi almak için doktorunuza başvurunuz. Hamilelik öncesi veya hamilelik sırasında Toxoplazma ile enfekte olmuş annelerden doğan çocukların büyük bir kısmı enfekte olma riskiyle karşı karşıyadır. Enfekte olan çocuklarda beyin ödemleri veya mental gerilikler ortaya çıkabilir. Hamileliğin erken devrelerinde enfekte olan annelerde ise düşükler görülebilir. Hastalığın teşhisi oldukca zordur. Serolojik testlerin mutlaka yapılması gereklidir. Kedilerin dışkılarında ookistler görülebilir. Ayrıca dokuların mikroskopik incelemesinde de Toxoplazma tespit edilebilir. Bunun dışında kan, beyin ve omurilik sıvılarından ve idrardan tespit edilebilir. Hastalıkdan korunmak için bir aşı yoktur. Bunun yerine hastalığa karşı önlem almak korunmanın en iyi yoludur. Hastalık etkenleri öncelikli olarak toprakta bulunduğundan toprak ile temas sonrasında gerekli temizliğin yapılması önem taşır. Tuvaletin temizliği ve kumunun sık değiştirilmesi de diğer önemli bir konudur. Kumun temizliği yapılırken eldiven kullanılması hastalığın insanlara bulaşmasını önlemek açısından önemlidir. Kedilerin kuş veya fare gibi hayvanları avlaması mümkün olduğu kadar önlenmeli, pişmemiş et ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri verilmemelidir. Toprakla uğraşan kişiler mutlaka eldiven kullanmalıdır. Pişmemiş sebze ve meyveler yenmeden önce mutlaka çok iyi yıkamalıdır. İnsanlara bulaşma yollarından biri de kan naklidir.. Bu nedenle kan alımı gerektiğinde kontrollü (resmi) kurumlardan kan temin edilmesi riskleri en aza indirmek açısından önem taşır. Hastalığın insanlara bulaşması yiyecekler ile olabildiğinden az pişmiş veya pişmemiş etlerin, pastörize edilmemiş sütlerin alınmamasına dikkat edilmelidir. Kedinin etkeni taşıyıp taşımadığının testlerle belirlenmesi ve varlığı halinde gerekli tedavilerin yapılması özellikle bebek sahibi olmayı düşünen kedi sahiplerinin ilk yapması gereken işlem olarak söylenebilir.

Leishmaniasis

Leishmaniasis zoonoz karakterli paraziter bir deri hastalığıdır. Tropikal bölgelerde ve Akdeniz ülkelerinde sık görülen hastalık kedilerde nadir olarak görülmektedir. Hastalığın etkeni bir protozoon olan Leishmania'dır. Kedilerde hastalığa neden olan türler Leishmania canis (leishmania donovani) ve Leishmania Tropica'dır. Hastalık phlebotomus türü keneler, tatarcık ve kum pireleri gibi kan emen sinekler ile bulaşmaktadır. Kedilerde nadir görülmekle birlikte köpeklerde daha sık karşılaşılmaktadır. Hastalık etkeni bulaştıktan sonra kuluçka süresi haftalar hatta yıllarca sürebilmektedir. Buna karşın hastalığı geçirenler ise bağışıklık kazanmaktadır. Hastalık etkenini taşıyan insektisitlerin ısrması ile bulaşan etken 1 ay ile 1 yıl arasında değişen bir kuluçka süresi geçirir. Isırılma bölgesinde hücre bağışıklık sistemi yeterli ise lezyonlar lokalize olur. Bağışıklık yetersiz ise lezyonlar hızla yayılır. Hastalığın seyri genellikle kötüdür ve nüksler söz konusudur. Hastalık çoğu zaman medikal tedaviye olumlu cevap vermez. Yaygın olarak deri lezyonları görülmektedir. Özellikle dudaklar, burun, göz kapağı ve kulak uçlarında nodül ve kabuklu ülserler şekillenir. Ayrıca sistemik belirtiler olarak kilo kaybı, dalak ve karaciğerde büyüme, topallık görülebilir. Hastalığın erken teşhis edilmesi ve koruyucu hekimlik hastalığın önlenebilmesinde büyük önem taşımaktadır. Taşıyıcı olan insektisit mücadelesi dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. Kedilerde oldukça nadir olarak görülen hastalığın seyri genellikle kötüdür.

Echinococus Enfeksiyonları

Echinococcosis (Kist Hydatit) Hastalığın etkeni Echinococcus multilocularistir. Erişkin hali köpeklerde yaşayan bu parazitin kedilere bulaşması ara konakçısı olan fareler aracılığı ile olmaktadır. Kedi veya köpeklerin dışkısı ile atılan yumurtaların ara konakçı fareler tarafından alınması ile ve vücudunda bu kisti taşıyan farenin kediler tarafından yenilmesi ile kediye bulaşır. Parazit kedilerin bağırsağında gelişerek yaklaşık 2 aylık bir sürede erişkin şeklini alır. Kedinin dışkısı ile dışarı atılan yumurtaların tekrar fareler ve kediler tarafından alınması ile yaşam döngüsü devam eder. Farelerin ve fare ile beslenen kedilerin insan ile teması fazla olmadığından, insanlara bulaşma nadirdir. Ancak bulaşma olduğu durumlarda insanlarda karaciğer başta olmak üzere akciğer, periton, böbrek ve beyin gibi organlarda hidatik kist oluşturabilir. Paraziti taşıyan kedilerde belirgin bir sorun yaratmaz. Görülebilecek tek bulgu dışkı ile atılan halka veya yumurtalar olabilir. Bunlar uygun bir paraziter ilaç uygulaması ile giderilebilir. Kedilerin enfekte organları (akciğer, karaciğer gibi) yemesi engellenmelidir. Ayrıca bu tür sakatatlar sağlıklı da olsalar çiğ olarak verilmemeli, gıda maddesi olarak tüketilen meyve ve sebzeler çok iyi yıkadıktan sonra yenilmelidir. Kedilere pazitlerin yumurtalarına karşı düzenli olarak ilaç verilmelidir. Bu amaçla kullanılan ilaçların kullanım aralığı hastalığı kapma riski, yaşadığı çevre ve diğer faktörlere göre değişiklik gösterirse de genelde 3 ile 6 aydır. Kedilerin enfekte organları ( akciğer, karaciğer gibi ) yemesi engellenmelidir. Ayrıca bu tür sakatatlar sağlıklı da olsalar çiğ olarak verilmemelidir. Gıda maddesi olarak tüketilen meyve ve sebzeler çok iyi yıkadıktan sonra tüketilmelidir. Kedilere pazitlerin yumurtalarına karşı düzenli olarak ilaç verilmelidir.

Salmonella Enfeksiyonu

 Hastalığın etkeni olarak bir çok salmonella türü vardır. Fakat kedilerde en çok görülen tür salmonella typhimuriumdir. Kedilerde görülen gastroenteritisin başlıca sebeblerindendir. Başlıca hastalık kaynakları kirlenmiş sular, sığır ve ya kümes hayvanları ndan yapılmış yemeklerin iyi pişirilmemesinden, bakterinin bulaştığı eşyalar, depolama veya işleme sırasında kemirgenler, böcekler ve kuşlar tarafından enfekte edilen hazır mamalar ve hayvanların toplu olarak bulundukları yerlerdir. Bakteri vücuda girdikten sonra ince bağırsak, kolon ve çevre lenf yumrularında yerleşir. Ayrıca karaciğer ve dalak da enfekte olabilir. Bakteri hafta boyunca zaman zaman vücuttan dışarı atılabilir. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu, beslenme durumu ve çevre şartları bakterinin hastalık yapıcı etkisini belirler. Özellikle sindirim sistemi ile ilgili olarak kilo kaybı, ishal (sulu veya mukuslu olabilir ve bazen taze kan bulunabilir), kusma, karın ağrısı, patolojik uyku hali, merkezi sinir sistemi belirtileri (aşırı heyecan, koordinasyonsuzluk, körlük ve havale) ve hamile hastalarda yavruların ölü doğumuna sebeb olabilir. Bazı hastalar herhangi bir belirti göstermeden de taşıyıcı olabilir. Salmonella organizmaları günlük dezenfektanlarla kolayca elimine edilebilir. Hastaların dışkıları temizlenmeli ve hijyene dikkat edilmelidir. Hasta hayvanlarla uğraşanların ellerini iyi yıkamaları ve çevre temizliğine dikkat etmeleri gerekmektedir. Hastalık teşhis edildikten sonra tedavi çok zor değildir. Yinede hastalığı hafife almamak ve gerekli destek tedavinin düzenli olmasını sağlamak gereklidir. Ayrıca tedavi olanların dahi bir süre daha bakteriyi dışkılarıyla attıklarını akılda tutmak faydalı olur. Hastalık insanlara geçebilse de basit hijyenik kurallarla bu risk en aza indirilebilinir

Trichopytosis Mantar Enfeksiyonları

Kedilerde tricophytosis'e neden olabilen bir çok mantar türü vardır. Etkenin kıl folliküllerin de yerleşmesi ve ikincil bakteriyel enfeksiyonların devreye girmesi sonucu hastalık ortaya çıkar ve follikulitis oluşur. Özellikle canlı tüylerde yaşayan etken, uzun tüylü kedilerde bulaşmanın kolay olması nedeniyle hızlı bir gelişim gösterir. Hastalık daha çok genç kedilerde görülmekte olup, hastalık direk temas yolu ile veya mantar etkenleri ile enfekte olan fırça, kafes gibi malzemelerle bulaşır. Çoğunlukla baş, kulak, kuyruk ve bacaklarda yerleşen trichophytosis de görülen ilk bulgu kılların kırılmasına bağlı olarak şekillenen bir tüy dökülmesidir. Dökülme sınırları belirgin lokal odaklar şeklindedir. Kaşıntı ve kızarıklıkta görülebilecek ilk bulgulardandır. Zamanla tüysüz alanların genişlemesi ve birleşmesi söz konusudur. Ölü tüylerde yaşayamadığından sağlıklı tüylere geçiş ve hızlı bir yayılma söz konusudur. Hastalık daha çok, bazı hastalıklarla bünyenin zayıfladığı zamanlarda veya beslenme düzeninin kötü olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu nedenle beslenmeye her zaman olduğu gibi özel bir dikkat gösterilmelidir. İnsanlara da bulaşabilen zoonoz karekterli bu hastalığın tedavisinde dikkat edilmesi gereken konu, barınak ve kullanılan malzemelerin temizliği dışında diğer kediler ve insanlarla temasının kesilerek yayılmasının engellenmesidir. Hastalık kronik bir hale geldiğinde yıllarca sürebilir. Bu nedenle bu tür vakalarda erken müdahale önemlidir, tüylerin kesilmesi de hastalığın yayılmasının engellenmesi açısından faydalıdır.

Hypervitaminozis A (A Vitamini Fazlalığı)

Hypervitaminosis (A Vitamini Fazlalığı) Hipervitaminosis A; pratikte, diyetlerinde yoğun miktarda çiğ ciğer tüketen kedilerin hastalığıdır. Ek besin katkılarıyla uzun süre beslenen kedilerin hastalığıdır. Vitamin A, vücutta görme fonksiyonları, epitel hücrelerinin büyümesi yanında kemik ve diş gelişimi için gerekli bir vitamindir. Beta karotenden sentezlenebilir. Ancak kediler bu sentezlemeyi yapamadıklarından direkt A vitamini olarak alınmalıdır. Kemiklerin eklem yüzeylerinde kıkırdak hücreleri gelişimini sağlaması yanında kemiklerde rejeneratif aktivitenin uyarılmasını sağlayan bir vitamin olduğundan fazlalığı halinde kemik dokuda anormal gelişimlerin oluşumuna neden olmaktadır. Klinik olarak, halsizlik, sürekli uyku hali, diş etlerinde ödem ve boyun bölgesinde ağrı ilk görülen bulgulardır. Tüyler karışık ve mat görünümlü boyun gergin bir şekildedir. Aşırı sinirsel tepkimeler, kendini temizleyememe ve bazen de topallık söz konusu olur. Hastalık özellikle boyun ve sırt omurlarında dejenerasyonlar ile karekterizedir. Özellikle genç hayvanlarda iskelet sisteminde deformasyonlar dikkat çekici bulgulardır. Uzun kemiklerde kısalmalar ve eklemlerin birleşme yüzeylerindeki hasarlar radyografi ile kolayca tespit edilebilir. Kemik yapıdaki deformasyonlara bağlı olarak kırılmalar ve topallık sık görülen bir bulgudur. Ayrıca gingivitise bağlı olarak diş etlerinde çekilmeler ve diş dökülmeleride görülebilir. Kedilerde görülen A vitamini fazlalığının temel nedeni çoğunlukla karaciğer ile beslenmeleridir. Bunun önlenebilmesi için kedilerin gıdalarındaki karaciğer miktarını kademeli olarak düşürmek ve diğer gıdaların alınmasını sağlamaktır.

Raşitizm

Kedi ve köpeklerde kemik gelişiminin uygun bir şekilde gerçekleşebilmesi için kalsiyum ve fosfor düzeylerinin dengeli bir biçimde diyette yer alması gerekir. Hastalığın oluşmasının nedeni özellikle büyüme döneminde kalsiyum, fosfor ve D vitamini eksikliğine bağlı olarak kemik yapının yetersiz gelişimidir. Kedilerde genellikle daha az görülür. Kalsiyum, fosfor ve D vitamini birbirlerinin etkisini destekleyen, işlevini artıran bir mekanizma ile çalışır. Bu nedenle herhangi birinin eksikliği kemik metabolizmasında aksamaya neden olabilir. Optimum bir diyette, Ca:P oranının 1.2/1 gibi dar bir sınır içinde olması beklenir. Kedi ve köpeklerde bu iki mineral ile ilgili bozukluklar daha çok bu oranın bozulmasından ileri gelmektedir. Bunun nedeni bolca tüketilen et ve et ürünlerinin sahip oldukalrı Ca:P oranının yaklaşık 1:20-40 olması, hatta yağsız ette 1:100’e kadar çıkabilmesidir. Çünkü yağsız et ortalama %0.01 oranında Ca içerirken, %1-18 oranında Fosfor içermektedir. Kediler özellikle süt emme döneminde D vitaminini depolayabilme ve daha ileri dönemlerde kullanabilme yeteneğine sahip olduklarından raşitzm nadir görülen ve hafif ve yavaş gelişen bir hastalıktır. Kalsiyum’un kemiklerde aktif hale gelmesi, D vitamini etkisiyle paratiroid hormon tarafından sağlanır. D vitamininin eksikliği halinde paratiroid hormon kalsiyumun kemiklerde yerleşmesini sağlayamaz ve vücut sıvılarında kalsiyum düzeyi artar. Bu durumda özellikle büyüme döneminde demineralizasyona neden olur. Fosfor, kemiklerin kalsifikasyonunda kalsiyum ile birlikte çalışır ve kalsiyum/fosfor oranının 2/1 olması normal düzen için gereklidir. Bu dengenin herhangi bir mineral lehine bozulması kemik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Kalsiyumun, fazla alınması halinde kanda artan miktarın düzenlenmesi için organizma tarafından kemiklerdeki fosfor iyonları geri alınır ve kalsiyumla birleşerek atılımı sağlanır. Fosforun fazla alınması halinde ise bu kez kemiklerden kalsiyum alınarak benzer işlem gerçekleşir. Her iki durumda da kemik doku etkilenir ve normal gelişimini sağlayamaz. D vitamininin görevi, kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kalsiyum ve fosforun vücutta tutulmasını ve kemik dokuya geçişini sağlamaktır. Eksikliği halinde bu işlevlerde aksamalar ve dolayısıyla da kemik gelişiminde yavaşlamalar olacağından raşitizmin şekillenmesine neden olur. Hastalığın karekteristik belirtisi, özellikle uzun kemiklerde eğilme ve dokunulduğunda duyulan ağrıdır. Kemiklerin epifiz kısımlarında, kıkırdak dokunun artması, genişlemesi, kalınlaşması ve buna bağlı olarakda kemiğin normal gelişiminin engellenmesi söz konusudur. Kedilerde taş, toprak gibi gıda olmayan maddeleri yeme nadirde olsa rastladığımız klinik belirtilerden biridir. Ayrıca diş gelişim bozuklukları, diş değişimlerinin gecikmesi gibi belirtiler görülebileceği gibi omurgada eğrilik, sırtta kambur duruş, belin sarkıklığı, X veya O bacaklık gibi kemik gelişimi ile ilgili bozukluklar görülebilir. Çoğunlukla ağrı tespit edilir. Ağrı nedeniyle hasta yürümekten kaçınır. Kemik yapı bozulduğundan büyüme yavaşlamışdır ve kemik dokuda ciddi deformasyonlar söz konusudur. Bu nedenle kemik kırıkları çok rahatlıkla oluşabilir. Yavru kedilerde konstipasyon ile birlikte felçler de görülebilir. Yetersiz ve dengesiz beslenen yavruların en temel problemlerinden biri olan bu hastalık dikkat edilmediğinde üzücü sonuçlara neden olabilir. Kırıklar veya kalıcı kemik eğrilikleri görülebilir. Bu yüzden özellikle gelişme döneminde beslenmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca D vitaminin (D3) derinin granulosa katında sentezlenmesi nedeniyle yavruların güneş ışınlarından yararlanmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca hamilelik sırasında annenin iyi beslenmesi doğacak yavruların daha sağlıklı olmalarını sağlayacaktır. Raşitizme maruz kalmış yavruların, tedavi sırasında haraketlerinin kontrol altına alınması istenmeyen kırıkların oluşmasını önlediği gibi hastalığın ilerlemesini engellemek açısından da önemlidir.

Obesite

Vücut ağırlığının cinsiyet ve yaşına göre normal sayılan optimum ağırlığının % 15 ile % 25 üzerine çıkması obesite olarak tanımlanır. Kedilerde daha az olarak görülen obesite, oluşum nedenine göre, iç (endojen) ve dış (eksojen) kaynaklı olarak incelenir. Endojen obesitenin; birincil nedenleri metabolizmada değişikliğe neden olan hipotroidizm ve diabetes mellitus gibi hastalıklardır.Bu tür obesitenin giderilebilmesi için neden olan asıl hastalığın tedavisi gerekir. Eksojen obesitenin; şekillenmesinde birincil etken beslenme bozukluğudur. Aşırı miktarda gıda tüketimi veya kalorisi yüksek gıdalarla beslenme nedeniyle şekillenebilir. Bunların dışında obesitenin gelişmesine etki eden değişik faktörler vardır. Bu faktörlerin başında, yaşlanma veya kısırlaştırma gibi aktivitenin azalmasına neden olan faktörler gelir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda hormon metabolizmasındaki değişiklikler ve hareketsizlik nedeniyle gıdalarla alınan besinlerin yakılamaması ve depolanması obesite oluşumuna neden olmaktadır. Ayrıca alınan gıdanın içerdiği enerji payının aynı kalmasına karşın aktivitenin azalması da depolanan yağ miktarının artmasına neden olur. Ayrıca öğün arası beslenme de obesitenin şekillenmesine etki eden faktörlerden biridir. Normal gıdası ile aldığı yaşam ve enerji payının dışında fazladan alınan bu gıdalar vücut tarafından harcanamadığından depolanır ve obesite şekillenir.

Pire Allerjisi

Köpeklerde sıkça rastlanılan bu hastalığın nedeni pire ısırığıdır. Pireler ergin hale geldikten sonra kan emmeye başlarlar. Kan emme organları olan hortumları ile deriyi deldikleri esnada salya akıtırlar. Akıtılan bu salya allerjen maddeler içerdiğinden bölgede allerjik reaksiyona neden olur. Özellikle yoğun pire invazyonlarında allerji daha kolay şekillenir. Oluşumunda köpeğin bireysel hassasiyeti en önemli faktördür.

Klinik olarak görülebilen ilk bulgu kızarıklık ve kaşıntıdır. Kaşıntı, ısırılma esnasındaki irkiltiye ve salyanın içerdiği alerjik maddeye karşı reaksiyon olarak şekillenir. Başlangıçta ısırılan bölgede sınırlı bir şekilde görülebilen kızarıklık özellikle yoğun pire invazyonlarında daha belirgin odaklar haline gelebilir. Deride pire ekzaması denilen kepeklenme ve püstüllerin oluşumu ile karekterize ekzama tablosu şekillenir.

Ayrıca yoğun pire varlığında kansızlık görülebileceği gibi aşırı zayıflık da şekillenebilir.

Düzenli olarak yapılan antiparaziter ilaç uygulamaları köpeğinizin pire sorununa kolayca çözüm olacaktır. Özellikle bahar ve yaz aylarında yoğun olarak görülen pire invazyonları nedeniyle bu dönemde ilaç uygulamalarının daha sık aralıklar ile yapılması faydalı olacaktır. Pire temizliği için yapılan normal banyolar genellikle geçici çözümler oluşturur.

Eğer yıkama pire ve keneler için geliştirilmiş şampuan veya ilaçlar ile yapılabilirse daha uygun olur. Ancak bu önlem yoğun pire invazyonlarının yaşandığı bölgelerde yetersiz kalabilir. Bu nedenle özellikle damla veya püskürtme şeklinde kullanılan ve etkilerini yaklaşık 1 ay kadar sürdüren antiparaziter ilaçların kullanılması daha radikal çözüm sağlar.

Dikkat edilmesi gereken önemli konu pirelerin sadece ergin safhasında köpeğinizin üzerinde bulunmasına karşın larva ve pupalarının onun yattığı minder veya battaniyede, halıda, koltuk vb. eşyalar üzerinde bulunabileceğidir. Uygun ısı ve şartlarda gelişecek olan bu yumurtaların da ortadan kaldırılması gerekir. Aksi halde sorununuz tam olarak çözümlenmeyecektir.

Transmissible Veneral Tumor -TVT

Köpeklerde çiftleşme ile bulaşan bir tümördür. TVT genellikle penis üzerinde görülür. Serbest dolaşan köpeklerde görülme oranı ev köpeklerine göre daha yüksektir. Hastalığın nedeni çoğunlukla virustur. Saplı, nodüler yapıda olan tümör karnıbahar görüntüsündedir. Çok hızlı gelişim göstererek kısa sürede büyür. Tümörün metastaz yapma olasılığı bulunmakla birlikte bu çok nadir gerçekleşir. Penis üzerinde gelişen tümör bazen tüm penisi kaplayabilir ve prepisyumdan dışarı çıkarak gözle görülebilir.  Çoğunlukla tüm penisi çepeçevre sararak bölgenin çapının büyümesine neden olur. Hasta sürekli penis bölgesini yalama isteğindedir ve bölgeden zaman zaman hafif kanlı bir sıvı damlar. Klinik bulgular tanının konulmasını kolaylaştırır ; ancak kesin bir tanı için biyopsi yapılabilir. Tedavisinde kemoterapi ve ışın tedavileri olumlu sonuç verir. Operatif olarak tümör alınabilir ancak operasyon sonrasında nüksetme olasılığı yüksek olduğundan ilaç bir tedavisi tercih edilmelidir.

Cryptorchism ( Testislerin Keseye İnmemesi )

Normalde erkek bir yavru doğduğunda testisler karın boşluğundadır. Yavru büyüdükçe bu testisler scrotum dediğimiz, testis kesesinin içine inerler. Köpeklerde spermin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için testislerin karın boşluğunun dışında yani testis keselerinin içinde olması gerekir ; çünkü testislerin, keselere inmesiyle çiftleşme için yeterli oranda erkeklik hormonu (testesteron) ve dölleme kabiliyeti olan spermler üretilebilir. Yani spermler dölleme yeteneklerini ancak testislerin testis kesesinde olmasıyla koruyabilirler. Testislerin kese içine inmemesi durumu zaman zaman iki testiste de görülse de, çoğu zaman bu duruma bir testiste rastlanır. Eğer 3,5 – 4 aylık olduğunda hala testisler inmemişse kriptorşidizm var denebilir. İnguinal ( kasık ) kanal darlığı , inguinal halkanın darlığı , kasların zayıflığı , funiculus spermaticus’un ( sperm kanalı ) kısa olması veya yapışması, testislerin normalden küçük veya büyük olması gibi anomaliler testislerin keseye inmemesinin sebeplerindendir. Aslında bu durumun herhangi bir belirtisi yoktur. Genellikle yavrular normal gelişimlerini ve aktivitelerini devam ettirirler. Köpekler çiftleşme isteği gösterip çiftleşebilirler ve tek testis inmiş olsa bile çiftleşme sonrası gebelik oluşabilir. Cryptorchidism testis kökenli tümörler ve kistler gibi bazı testis hastalıklarına yakalanma yüzdesini artırmaktadır. Aynı zamanda bazı hayvanlarda sinirlilik hali oluşabilmektedir. Bu tip vakalarda olası riskler bakımından karın boşluğundaki ve varsa testis kesesindeki testisleri alarak kısırlaştırılır

Prolapsus Uteri

Uterusun ( rahim )  kendi içinden geçip ters bir şekilde dışarı çıkmasına prolapsus uteri adı verilir. Köpeklerde nadir görülür. Genellikle uterusun gevşek bir durumda olduğu doğum veya yavru atma sonrasında şekillenebilir. Uterus bağlarının uzun oluşu ve şiddetli ıkınmalar prolapsus için hjazırlayıcı faktörlerdir. Uzun süren güç doğum sonrasında şekillenme olasılığı daha da fazladır. Ayrıca yavru zarlarının atılamadığı durumlarda uterusta kasılmalar devam edeceğinden prolapsus riski artar.
Uterusun prolabe olabilmesi için cervix uterinin ( uterus girişi ) açık olması gerekir.Bu olayda annenin hormon düzeyinin rolü büyüktür. Doğum sonrası yetersiz hormon salgılanması,  uterusun ve cervix uterinin eski halini almasının gecikmesi prolapsus şekillenme riskini artıran faktörlerdendir. Prolapsus şekillendiğinde reddedilme işlemi ( tekrar içeriye alınması )  geciktirilmemelidir ; çünkü cervix uterinin daralması söz konusudur bu durumda da reddetmek daha güç olacaktır, ayrıca dışarı çıkan uterus ödemleşebilir, enfekte olabilir ve çok ileri durumlarda damarların baskılanmasına bağlı olarak gangren şekillenebilir. Prolapsus uterinin tedavisi operatif olarak yapılır. Dışarı dönmüş uterus temizlendikten sonra içeri konulabileceği gibi laparatomi ( karın boşluğuna girilmesi )  yapılarak da uterus içeri alınabilir. Genellikle tekrar yavru almak istenmiyorsa kısırlaştırma tercih edilebilir.

 

Metritis ( Rahim Yangısı )

Rahmin ( uterus ) yangısına metritis denilir. Köpekler de oldukça sıklıkla rastlanılan bir hastalıktır. Yangı uterus mukozasında değişik katmanlarda oluşabilir ve bu yerleştiği katmanlara göre farklı isimler alır.  Uterus iç tabakasında (endometrium tabakası) yerleşmiş ise endometritis, kas tabakasında yerleşmiş ise myometritis, uterusun tüm katlarına yerleşmiş ise metritis, uterusun dış katında (seroza) yerleşmiş ise perimetritis olarak adlandırılır. Yangı ilerler ve kronik endometritisle birlikte uterus içinde iltihap toplanırsa bu durumu da pyometra adı verilir. Tüm bu tanımlamalara karşın veteriner hekimler tarafından genel olarak uterusun yangılanması metritis, ilerleyip kronik irinli bir hal alması ise pyometra olarak adlandırılır.
Metritisin nedenleri çok çeşitlidir. Uterusta kistik bir üreme nedeniyle gelişebileceği gibi kızgınlığı baskılamak amacıyla uygulanan hormon tedavilerin bir yan etkisi olarak da gelişebilir. Her iki durumda da uterus bezlerinde bakterilerin üremesine uygun olan bir salgı artışı vardır. Ayrıca uterusun bakteriyel kontaminasyonu da metritise neden olabilir. Bu tür olaylar genellikle vajinal kaynaklıdır. Var olan vajinitisin uterusa yayılması özellikle östrus ( kızgınlık )  döneminde cervix’in aralanmasıyla olur. Bu dönemde uygulanan hormon uterusun bu bakterilere karşı koyma gücünü azaltır. Özellikle yaşlı köpeklerde ve uterustaki herhangi bir problemin varlığında uterusun bakterilere karşı koyma gücü azalır ve bu durum metritise zemin hazırlar.  Hiç yavru yapmamış köpeklerde de metritis görülebilir ve bunun nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Genel olarak metritislerin oluşumunda bakteriler, hormonlar ve kistik oluşumlar rol oynar. Metritisler; akut ve kronik olarak ikiye ayrılabilir. Metritis bulgularının ilk görülme zamanı  genellikle östrus (kızgınlık) döneminden ortalama 4-6 hafta sonradır ; ancak bu süreç köpeğin yaşına, enfeksiyonun şiddetine, cervixin kapanmasına, uterusun durumuna bağlı olarak daha uzun olabilir.
 Klinik belirtiler geç görülebilir ; ancak hiçbir belirti göstermediği durumlar da olabilir. Uterus içi iltihapla dolu olmasına karşın hiç akıntı olmayabilir. Bu durumda teşhis koyabilmek oldukca güçtür ve bu nedenle de ani toksikasyonlar, şok ve ölümler şekillenebilir. Pyometra vakaları genellikle böbrek sorunların da neden olmaktadır. Böbreklerdeki bozukluklara bağlı olarak üremi,poliüri ( sık idrara çıkma ) ,polydipsi ( aşırı su içme ) , proteinuri görülebilir. Septik metritis olayları şiddetli ve öldürücü olabilir. Genellikle doğum sonrası yavru zarlarının atılamaması ve uterusun hormonal nedenlere bağlı olarak tonusunun azalması ile gelişir. Septik metritislerde bakteriler daha patojendir. Toksinlerin kana karışmasıyla hızla gelişen bir toksemi söz konusudur ve uterustan kötü kokulu sulu kırmızı bir akıntı gelir. İştahsızlık, durgunluk ve depresyon göze çarpar. Nabız sayısı artmıştır ancak hafif bir nabız hissedilir. Beden ısısı  genellikle yüksektir. Metritisli köpeklerde genellikle hastalığın ilerlemiş dönemlerinde karın şişkin ve gergindir. Kesin bir teşhis için kan tahlili , abdominal bölgenin röntgen ve ultrasonografik bakısının yapılması gereklidir. Etkili  bir antibiyotik tedavisi ancak geçici bir iyileşme sağlayabileceğinden en sağlıklı  tedavi yöntemi  kısırlaştırmadır (ovariohysterectomi ). Yaşlı köpekMastitis ( Meme Bezinin Yangısı ) lerde operasyon daha riskli olacağından kesin tanı konulduktan sonra hastalığın gelişimine göre (toksemi gibi acil bir durum söz konusu değilse) kısa bir süre parenteral yolla destekleyici tedavilerin uygulanmasını takiben operasyon yapılması daha faydalı olacaktır.

Mastitis ( Meme Bezinin Yangısı )

Mastitis meme bezlerinin yangısıdır, meme bezleri değişime uğramış ter bezleridir ve karın duvarının iki yanında linea alba denilen karın duvarının tam ortasından geçen uzunlamasına çizgiye paralel uzanan bir hat üzerinde yerleşmiştir. Köpeklerde 8-12 adet meme başı ve her meme başında 8-20 arasında değişen sayıda kanal vardır ve hepsi süt verme döneminde aktif hale geçer. Köpeklerde mastitis çoğunlukla süt verme döneminde bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle şekillenir. Ayrıca hayali gebelik geçiren köpeklerde de görülebilir. Enfeksiyon meme dokusuna kan yoluyla, yaralanmalar nedeniyle veya kötü hijyen koşullarının bir sonucu olarak çevreden bulaşır. Mastitise neden olan etkenler genellikle streptococ ve staphylococ grubu bakterilerdir. Streptococ enfeksiyonları genellikle uterus (rahim) yangıları ile birlikte görülür. Staphylococ enfeksiyonları ise genellikle doğum sonrası şekillenir. Mastitisler akut ve kronik olarak gelişebilir. Akut gelişen mastitislerde beden ısısında yükselir, iştahsızlık, halsizlik, mukozalarda küçük kanama odakları görülebilir. Kusma ve ishal gelişmesini takip eden bir kaç gün içinde vaka ciddiye alınmazsa ölüm dahi şekillenebilir.  Kronik mastitis vakalarında ise genellikle tek meme lobu yangılıdır. Beden ısısında artış ve halsizlik gibi bulgular rastlanır. Mastitislerde genellikle meme loblarında kist şekillenir. Memeler büyümüştür, sert ve ağrılıdır. Genellikle de süt salgılanması durur. Mastitis şekillenmiş ancak ağır bir tablo görülmüyorsa ve meme loblarında apse şekillenmemişse yavruların emzirilmesine devam edilebilir ; ancak meme lobları aşırı şişkin, ağrılı ise ve yaralanmalar varsa emzirmeye son vermek ve veteriner hekim kontrolünde antibiyotik tedavisine başlamak gerekir. Apsenin şekillendiği durumlarda ise hemen uygun bir apse tedavisine başlanmalıdır. Eğer kistler şekillenmişse bu gibi bir durumda da operatif olarak kistler temizlenmelidir. Bu vakaların nüks etmesini önlemek amacı ile veteriner hekimler tarafından çoğunlukla kısırlaştırma operasyonu yapılması tavsiye edilmektedir

Rektum ve Anus Hastalıkları

  Anal Kese Sorunları
  Anal keseler iki adet olup anüsün her iki tarafında ve anüsten biraz daha aşağıda yer alır. Akıtıcı bir kanalla anüsün başlangıç bölümünden dışarıya açılır. Anal kesenin fizyolojik salgısının çeşitli nedenlerle dışarıya akıtılamaması, sekresyonun koyu kıvamlı olması, bölgesel kasların güçsüzlüğü ve bakteriyel enfeksiyonlar bu kesenin yangılanmasına ya da apseleşmesine neden olabilir. Hastalık hemen hemen tüm ırklarda görülebilir. Ancak Poodle, Chihuahua gibi küçük ırk köpeklerin hastalığa yatkınlığı vardır. Anal kesede şekillenen bu patolojik durum, genel olarak anal keselerde irritasyona bağlı kaşıntı ile başlar. Zamanla salgı koyulaşarak dışarı çıkamaz, kese içerisinde birikmeye başlar. Bu nedenle kesede önce yangı şekillenir. Yangının şekillenmesini takiben kesede biriken sıvı, enfekte olur ve kese apseleşir. Streptococcus, Escherischia , Clostridium, Proteus ve Staphilococus türü bakteriler enfeksiyonun şekillenmesinde rol oynar. Apsenin şekillendiği kronikleşmiş vakalarda uygun tedaviler yapılarak kese boşaltılmaz ise fistül (bir organdan diğerine veya deri yüzeyine açılan iki ucu açık normal olmayan bir geçiş veya kanal) oluşumu gibi komplikasyonlar da şekillenebilir. Hastalığın en karakteristik belirtisi köpeğin oturuş pozisyonu alıp kızaktaymış gibi kaymasıdır. Bölgeyi yalayarak ve sürekli yere sürerek kaşıntıyı gidermeye çalışırlar. Bu sürtmeler esnasında kese boşalırsa rahatlama olur. Boşalan içerik kötü kokuludur. Eğer kese boşalmaz ise kaşıntı, kızarıklık, ağrı ve yangının derecesinde artış olur.
Enfeksiyon şekillenmişse bölgede kaşıntı ve kızarıklık yanında belirgin bir şişkinlik de görülür. Enfeksiyonun çok şiddetli olduğu durumlarda ağrı, beden ısısında artış ve keyifsizlik gibi semptomlar şekillenebilir. Ayrıca defekasyon (dışkı yapma) sırasında ıkınma ve ağrı belirtileri görülebilir. Keselerin aşırı dolgunluğu ve ağrının şiddetli olması nedeniyle köpekler defekasyondan sakınırlar ve buna bağlı olarak konstipasyon (kabızlık) şekillenebilir. Apsenin şekillendiği durumlarda ise bölgede dikkat çekici bir şişkinlik göze çarpar, ağrı, defekasyon sırasında ıkınma, konstipasyon daha şiddetlidir. Apseleşen keseler açılarak uygun apse tedavisinin uygulanmadığı durumlarda anal keseler kendiliğinden patlayabilir ya da kese fistülleşerek açılabilir ve bölgeden sürekli bir akıntı gelir. Kesenin boşaltılarak temizlenmesi ve uygun medikal uygulamalarla tedavide başarı sağlanır; ancak kese enfekte olmuş, apseleşmiş ise kronik durumlarda kesenin operatif olarak çıkarılması kesin çözüm sağlar. Tedavisi kolaydır; ancak dikkat edilmesi gereken en önemli konu nükslerdir. Bu nedenle de düzenli olarak veteriner hekim tarafından kesenin kontrolünün yapılması ve dolgun keselerin boşaltılması gerekmektedir.

  Prolapsus Recti

  Rektumun anüsten dışarı çıkması durumudur. Köpeklerde ıkınmaya sebep olan kabızlık, parazit, ishal, dişilerde zor doğum, üriner sistemdeki rahatsızlıklar sonucu idrar yapabilmek için aşırı ıkınma gibi nedenler, rektumun anüsten dışarı çıkmasına neden olur. Anüsten dışarı çıkan rektumun sosis benzeri bir görüntüsü vardır. Eğer olay fark edilmemiş ve üzerinden zaman geçmişse şişkin, kızarık ve her an yırtılacakmış gibi görünür. Olay fark edildiğinde hemen veteriner hekime gidilmelidir. Hastalık ishal ve kabız gibi nedenlerden şekillenmişse nedene yönelik de mutlaka tedavi yapılmalıdır. Aksi takdirde vaka büyük ihtimalle tekrarlayacaktır.

Köpek Gençlik Hastalığı (Canine Distemper)

Hastalığın etkeni köpeklerde yüksek derecede bulaşıcı hastalığa yol açan morbilivirüsdür, bütün vücut artıklarıyla, özellikle de dışkıyla bulaşır. Hastalığı atlatanlar bir kaç hafta daha virüsü yayarlar. Eğer evde gençlik hastalığından ölen bir yavru varsa, dezenfeksiyon işleminden emin olmadan yeni yavru alınmamalıdır.

Hastalık genellikle 3-5 aylık yavrularda ortaya çıkar. Virüs alt solunum yolları ve bağlı lenf bezlerindeki makrofajlarda çoğalır. Çoğalan virüs hızlı bir şekilde epitel dokuya ve merkezi sinir sistemine yayılır. Genç veya bağışıklık sistemi gelişmemiş yavrularda merkezi sinir sistemi zarar görür ve akut encephalomyelitis gelişir.
Biraz büyümüş veya bağışıklık sistemi gelişmiş yavrularda hastalık nonsüpratif encephalomyelitis olarak gelişir. Yaşlı ve bağışıklık sistemi gelişmiş hastalarda bağışıklık sistemine bağlı kronik prograsif encephalomyelitis gelişir.

Hastalık değişik formlarda görülür,

* Göz formu
* Solunum formu
* Deri formu
* Sindirim formu
* Sinirsel form

Bazen hastalık belirgin bir semptom göstermez ve hastalığı ilk aşamada tespit etmek güçleşir. Hastalık genellikle 40-42 C ateş , kilo kaybı, depresyon ve hafif akıntılı conjunktivit gibi belirtilerle başlar. Bu dönemde genellikle sadece göz formu ve nadirende sindirim formu görülür.

Hastalığın sistemik enfeksiyon halinde olduğu durumlarda,

* Ateş genelde vardır fakat farkedilmeyebilir.
* Burun ve göz akıntıları başlangıçta temiz gibidir fakat gün geçtikçe bu akıntılar iltihaplanır.
* Önce kuru bir öksürük vardır fakat zaman geçtikçe şiddetlenir ve kraşelenir.
* Depresyon
* Kilo kaybı
* Su kaybı
* İshal ve kusma
* Bağırsak düğümlenmesi görülebilir.

Bu dönemde genellikle göz, akciğer ve sindirim formu birlikte görülür.

Hastalığın sinirsel belirtilerle görülen formunda, genellikle sistemik hastalığın geçmesinden 2-3 hafta sonra başlar. Hastalığın belirtileri,

* Yürüme, dönme ve hareketlerde zorluk
* Nöbetler
* Uyarılara karşı aşırı duyarlılık
* Davranış değişiklikleri
* Kısmi veya genel felç
* Ağız, göz kapakları, dudaklarda ve ayaklarda ritmik titremeler
* Burunda ve ayak tabanlarında epitel kalınlaşmaları ( hyperkeratosis ) görülür.

Bu dönemde sinirsel ve deri formu beraber görülür.

Aşılama en önemli önlemdir, dişi köpeklerin çiftleştirilmeden önce aşılanmaları maternal antikor seviyesini yükseltir. Dolayısıyla doğum sonrası yavrunun korunması daha kolay olur. Hamile hayvanlarda zayıflatılmış gençlik hastalığı aşısı yapılmaz. Bazen hastalığa yakalanan yavrularda hastalığın ilk 5 günü içinde aşılama yapılırsa hastalığın tedavisine yardımcı olmak açısından faydalı olabilir. Maternal antikor seviyesi düşmedikçe aşılama faydasızdır. Bu yüzden en az 3 hafta ara ile 2 hatta 3 aşılama yapılmalıdır. Gençlik hastalığına karşı yapılan aşılama yüksek ateşli (40 C) ve bağışıklık sistemi zayıf yavrularda uygulanmamalıdır.

Hastalık yüksek oranda öldürücü bir hastalıktır. Genelde hastanın bu hastalıktan özellikle sinirsel form ortaya çıktıktan sonra kurtulması zordur. Kurtulanlarda da kalıcı sakatlıklar olabilir. Hasta mümkün olduğu kadar destek tedavi ile desteklenmeli ve zaman kazanmaya çalışılmalıdır. Çünkü zaman geçtikce hastanın hayatta kalma şansı nispi olarak yükselir. Ancak bu durum sinirsel form için pek geçerli değildir. Fakat yinede nörolojik bozuklukların ilerlediği ve hastanın yaşam kalitesinin çok düştüğü durumların dışında ötanazi (uyutma) önerilmez

Bu hastalığı yaşamamak için yapılması gereken en önemli şey, bilinmeyen yerlerden yavrular alınmamalı ve aşılamaya dikkat edilmelidir. Alınacak yavruları seçerken anne ve babası aşılı köpeklerin yavrusu olmasına özen gösterilmelidir.

Kuduz (Rabies)

Hastalık etkeni Rhabdovirüsdür. Davranış değişikliği, ilerleyen zamanda felç oluşan ve bütün sıcakkanlı hayvanlarda ölümle sonuçlanan viral bir hastalıktır. Virüs dış ortamda çok kısa bir sürede ölür. Güneş ışığı, dejenfektanlar ve ısıya karşı cok dayanıksızdır. Kuduzda bulaşma hasta köpeğin ısırması veya tırmalaması ile olur. Sağlam deriye bulaşan salya kuduza sebeb olmaz. Ancak deri üzerinde yara ve berelere salya bulaşırsa mümkündür.

Kuduzda kuluçka süresi ısırılan bölgeye (beyine yakınlıkla doğru orantılıdır), bulaşan virüsün miktarına, virüsün hastalık yapma kabiliyetine bağlıdır.
Virüs vücuda girdikten sonra dolaşım sistemine geçer ve periferal sinirler yoluyla merkezi sinir sistemine ulaşır. Burada çoğaldıktan sonra beyine ulaşır ve oradanda tükrük bezlerine geçer. Asıl hastalığı bulaştırma özelliğide bu evreden sonra başlar. Hastalığın virüs alındıktan sonra 3 hafta ile en fazla 6 ay arasında ortaya çıktığı düşünülmektedir.

1.Dönem

Genelde 2-3 gün bazende sadece bir kaç saat sürebilir.
Huzursuzluk, hayali nesnelere havlama, en küçük tahrikte bağırmaya başlama
Göz bebeklerinde genişleme
Göz kapakları ve göz reflexinde yavaşlama
Vücut ısısında hafif bir artış

2.Dönem

Genelde 1-7 gün sürer
Ses ve ışık uyarılarına karşı giderek artan bir tepki vardır.
Işıktan korkma, huzursuzluk
Sıra dışı cisimleri yeme
Saldırganlık (Canlı veya cansız nesneler olabilir.)
Kendi kendini yaralama olabilir
Kaslarda koordinasyon bozukluğu
Nöbetler

3.Dönem

Genelde klinik işaretlerden 2-10 gün sonra başlar ve 2-4 gün sürer
Sesin tonunda değişim
Yutma güçlüğü
Üçüncü göz kapağının aşırı büyümesi
Çene aşağı sarkar ve köpek çenesini kapatamaz
Salya akışı oldukça artar
Kafa ve boyunda felçler oluşur ve hemen sonrasında ölüm şekillenir.


Hastalıktan tamamen kurtulabilmek için sahipli ve sahipsiz tüm hayvanların aşılanması gerekir. Kuduz şüphesi ile bakılan hayvanlar karantinaya alınarak gözlemlenmelidir. Kuduz şüpheli bir hayvan tarafından saldırıya uğrayan insanın hemen yapması gereken şeyler şunlardır;

* Isırılan bölge hemen dezenfektanlar veya sabunla temizlenmelidir.
* Eğer saldırıya uğrayan kedi veya köpeğiniz ise veteriner hekiminize giderek kontrol ettirin ve gerekirse tekrar aşılatın.
* Saldırıya uğrayan sizseniz ve saldıran hayvanı hiç tanımıyorsanız ve karantina için bulma şansınız yoksa doktorunuzla konuşarak aşıya başlayın
* Eğer mümkünse saldıran hayvanı bularak yetkililere haber veriniz.

Saldıran hayvan karantinaya alınarak 10 gün kontrol edilecek ve eğer kuduz değilse size haber verilecektir. Bu durumda aşı olmayı kesebilirsiniz. Ancak hayvan bulunamıyorsa veya karantina sonucunda kuduz tespit edilmişşe aşılamaya devam etmelisiniz.

Hastalığın ortadan tamamen kaldırılabilmesi için tüm sokak hayvanlarının kısırlaştırılması (kontrolsüz üremeyi önlemek açısından) ve aşılanması gerekmektedir, lütfen bu konuda yapılan çalışmalara DESTEK veriniz. Bu hem kendi sağlığımız hemde toplum ve çevre sağlığı açısından çok önemlidir.

Epilepsi (Sara)

Epilepsi genellikle 6 ay ve 5 yaş arasındaki köpeklerde düzensiz nöbetlerle ortaya çıkar ve beynin serebrum olarak adlandırılan kısmının sinir hücrelerinden başlangıç alır. Sinir sistemindeki normal çalışan düzenin neden bozulduğu henüz anlaşılamamakla birlikte, insanlardaki epilepsiyle benzerlik gösterdiği bilinmektedir. Bazı kaynaklar sinirler arasında iletişimi sağlayan kimyasal mekanizmanın geçici olarak bozulması sonucu bu durumun oluştuğunu bildirmektedirler. Beynin içindeki nöyron dediğimiz sinir hücrelerinin düzensiz bir şekilde uyarım almasıyla kontrol dışı nöbetler görülür. Bu nöbetlere spazm veya havale de denilmektedir.

Nöbetlerin nasıl başladığının bir standardı olmamasına rağmen genellikle kolay heyecenlananların daha rahat nöbet geçirdikleri saptanmıştır. Çoğu hasta sahibi köpeğinin ya oyun oynarken veya sevdiği birini gördüğünde krize girdiğini söylemektedir. Aşırı korku anında ve uyurken de nöbet olaylarına rastlanmaktadır.

Hastada ilk nöbet görüldüğünde buna hemen epilepsi teşhisi koymak yanlıştır. Çünkü bu nöbetlerin bir çok hastalıkla karışabilmesi mümkündür.

Bunlardan bazıları ,

* Böbrek hastalıkları,
* Tümoral hastalıklar,
* Karaciğer hastalıkları,
* Doğmasal bozukluklar,
* Kan şeker seviyesinin aşırı yüksekliği veya düşüklüğü,
* Zehirlenmeler,
* Hamile annelerde bilhassa doğumdan sonra rastlanan kan kalsiyum düzeyinin aşırı miktarda düşmesi,
* Ateşli hastalıklarda vücut ısısının aşırı yükselmesi,
* Anemi gibi hastalıklarda vucudun oksijen yetmezliği,
* Baş bölgesine alınan darbeler sonucu beyine yeterli kan akışının olmadığı durumlar,
* Köpeklerde gençlik hastalığı gibi rahatsızlıklar

Vücudun belli bir bölümünü etkileyen bölgesel nöbetler ve genel nöbetler olmak üzere iki guruba ayrılır. Bölgesel olanın kökeninde genellikle beyinden kaynaklanan bir sorun vardır. Genel olan da kendi içinde grand mal ve petit mal olarak ikiye ayrılır;

* Grand mal daha sıklıkla görülür. Kriz sırasında hasta genellikle yere düşer, kendini kontrol edemez sanki birilerine tekme atıyormuş veya yüzüyormuş gibi hareketler yapar. Çoğu zaman bol miktarda salya vardır. Çiş ve kaka yapabilir. Fakat en kötüsü grand mal formunda hastanın nöbetlerden saatlerce çıkamamasıdır. Bu olayda bir nöbet bitmeden diğeri devreye girer. Bu durum uzun sürerse ölüm ortaya çıkabilir. Fakat diğer durumlarda genellikle ani bir ölüm durumu görülmez.

* Petit mal da hasta kriz geçirmez. Fakat bilinç kaybı oluşur. Sanki şok geçirmiş gibi etrafa boş boş bakar.
Bazen görülen gizli nöbetlerde hasta sadece birkaç saniye boyunca nöbet geçirir. Hasta ayıktır yere düşmez fakat şaşkındır. Bu tür nöbetlerin sebebini bulmak hemen hemen imkansızdır.

Bilhassa ilk zamanlarda diğer nöbetlerle karışabilmektedir. Veteriner hekim çoğu zaman nöbetleri yakalayamaz ve gelen hastayı kontrol ettiğinde herhangi bir bulguya da rastlayamaz. Spesifik bir test yöntemi yoktur.Diğer nöbetle seyredebilecek hastalıklardan ayırt etmek amacıyla bazı laboratuvar teknikleri, röntgen, tomografi ve MR gerekli olabilmektedir.

Nöbet esnasında öncelikle panik yapmamalı ve soğukkanlı olunmalıdır, nöbet geçireceğini anladığınızda eğer düşme pozisyonu olabilecekse kafasını ve vücudunu yaralamaması için gerekli tedbir alınmalıdır, elinizi onun ağzına götürmeyin. Çünkü bilinci yerinde olmadığı için elinizi çok kötü yaralayabilir.

Nöbet esnasında aşırı gürültüden ve telaşlı haraketlerden kaçının, eğer 1-2 dakika kadar sürüyorsa nöbet bitiminden sonra, fakat daha uzun sürebilecek gibiyse en kısa zamanda doktorunuzla görüşün. Hekiminize nöbetlerin sıklığı ve süresi konusunda ayrıntılı bir rapor vermelisiniz.

Hastalığın kesin bir teşhis yöntemi olmadığı gibi kesin bir tedaviside yoktur. Yapılan işlemler genelde hastanın nöbetlerini azaltmaya ve hafifletmeye yöneliktir. Mümkün olduğu kadar heyacanlı yapıdaki hastaların heyacanlanmasını önlemeye çalışılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında kısırlaştırma en azından hormonal kaynaklı heyacanların önüne geçeceği için önerilebilir.

Laryngitis (Larenks Yangısı)

Larenks anatomik olarak başın boyna geçiş bölgesinde farenksten sonra gelen özefagusun başlangıcında yer alan kıkırdak, bağ ve kaslardan oluşan bir organdır. Solunan havayı soluk borusuna (trachea) gönderme görevi yanında ses organı olarak da görev yapar. Köpeklerde distemper ve tracheabronchitis gibi enfeksiyon hastalıklar, kimyasal maddeler ve duman solunması, aşırı soğuk ve sıcak yiyeceklerin yutulması, kemik batması, bakteriler ve viral enfeksiyonlar larengitisin nedenlerindendir. Ayrıca tasmanın sıkması ve aşırı havlama gibi nedenlerle de şekillenebilir. Larengitis akut veya kronik seyirlidir. Genellikle larengitisler çevre organların yangıları ile birlikte görülür. Özellikle tonsillitis ve farengitis ile beraber şekillenme olasılığı yüksektir. İlerleyen durumlarda yayılarak pnömoni ile komplike olabilir. Hafif bir öksürük ile başlayan yangı, mukozanın irritasyonundan dolayı bölgede ödemlerin şekillenmesine neden olur. Ödemlerin oluşumu bölgenin daralmasına ve hava geçişinin engellenmesine neden olacağından solunum güçlüğü görülebilir; hatta solunum durabilir. Larengitisin başlangıcında gözlenebilecek ilk belirti kısa, kesik ve kuru nitelikli öksürüktür. Solunum hırıltılıdır ve boğaz bölgesine dıştan yapılan hafif maniplasyonlar dahi öksürüğün şiddetlenmesine neden olabilir. Daha sonraları öksürük ile birlikte kreşe çıkarabileceği gibi öksürme nöbetleri arasında kusma da görülebilir. Şiddetli olaylarda özellikle ödemlerin şekillenmesine bağlı olarak ağrı, yutma ve solunum güçlüğü de görülebilen belirtilerdendir. Ağız içi muayenelerde larenks, dilin gerisinde kızarık ve şişkin olarak görülebilir. Köpeğinizi tozlu ortamlardan uzak tutarak, aşırı duman ve irrite eden gazları solumasını önleyerek, soğuk veya sıcak yiyecekler, kemik vb. batıcı gıdalar vermeyerek, tasmasının sıkmamasına ve aşırı havlamamasına dikkat ederek özellikle fiziksel kökenli ve tahrişe bağlı olarak şekillenen larengitislerden korumak mümkün olabilir. Akut seyirli larengitislerde çoğunlukla medikal tedaviler ile kısa sürede olumlu bir gelişme sağlanabilir. Ancak kronikleşen ve ilerlemiş vakalarda alt solunum yollarına yayılan enfeksiyona bağlı olarak hastalık daha ağır seyreder ve uzun süreli tedavi gerekebilir.

Farenjitis (Farenks Yangısı)

Farenks ağız boşluğu ile yemek borusu arasında kalan bölgedir. Hem gıdaların hem de havanın geçtiği bu bölge birçok nedene bağlı olarak yangılanabilir. Köpeklerde sık görülen farengitis nedeni solunum yolları hastalıklarıdır. Ayrıca bakteriyel, viral enfeksiyonlara bağlı olarak şekillenebileceği gibi sert ve büyük yabancı cisimlerin, iri kemik parçalarının yutulmaya çalışılması sırasında, kimyasal maddelerin yutulması ve aşırı kusma refleksinin geliştiği durumlarda farenksin zarar görmesine bağlı olarak da şekillenebilir. Neden olan asıl hastalığın şiddetine bağlı olarak seyri değişebilir. Özellikle solunum yolu hastalıkları ile birlikte gözlendiğinden asıl hastalığa ait belirtiler farengitisi gizleyebilir. Hastalık çoğu zaman tonsillitis (bademcik yangısı) ile birlikte görülür. Fareks’in yangılandığı durumlarda gözlenebilen en spesifik bulgu yutma güçlüğüdür. Bölge ağrılıdır. Katı veya sıvı herhangi bir gıdayı güçlükle yutar veya hiç yutamaz. Ayrıca ağızdan sürekli salya gelmesi, solunum güçlüğü ve öksürük de görülen diğer semptomlardır. Genel durumda bozulmalar ve halsizlik şekillenebileceği gibi bölgesel yangı veya enfeksiyona bağlı olarak vücut ısısında da artış olabilir. Çoğunlukla solunum yollarını etkileyen enfeksiyonlar ile birlikte şekillenen farengitis yutma güçlüğü nedeniyle farenks felci veya kuduz gibi hastalıklarla karışabilmektedir; ancak solunum yollarına ait belirtilerin gözlenmesi tanısının yapılmasında kolaylık sağlar. Enfeksiyonlar ile komplike olmayan durumlarda medikal tedavi ile başarı sağlanır. Komplike olaylarda tedavi çoğunlukla uzun süre gerektirir.

Rhinitis (Burun Mukozasının Yangısı)

Burun mukozalarının akut veya kronik yangısı olan rhinitislerin oluşmasına yabancı cisimler, viral hastalıklar, bakteriler, mantarlar, parazitler, allerjiler ve kimyasal etkenler sebep olur. Burun mukozasında yangının başlangıcına neden olan etkenin şiddetine göre kızarıklık, ülser gibi lezyonlar ile birlikte hastalığın spesifik belirtisi olan burun akıntısı görülür. Akıntı başlangıçta şeffaftır ve akıcı karekterdedir. Daha sonraları hastalığın şiddetine bağlı olarak burun akıntısı daha kıvamlı veya iltihaplı bir görüntüde de olabilir. Genellikle her iki burun boşluğunda da yangı oluşur ve akıntı iki taraflıdır. Ancak pisi pisi otu gibi burna kaçan yabancı cisim veya tek taraflı oluşmuş bir tümöre bağlı olarak şekillendiği durumlarda akıntı genellikle tek taraflıdır.Rhinitislerde farklı nedenlere bağlı farklı semptomlar şekillense de ortak belirti burun akıntısı, aksırık ve hırıltılı bir solunumdur.
Yabancı cisimlere bağlı olarak şekillenen rhinitislerde ani başlayan şiddetli bir aksırık görülen ilk bulgudur. Sürekli başını sallar ve ayakları ile burnunu kaşıma çabası vardır. Burun akıntısı kanlı olabilir, solunum ise hırıltılıdır. Yabancı cisim burun boşluğundan uzaklaştırılmadığı sürece belirtiler devam eder. Viral rhinitisler köpeklerde sıklıkla Herpes virus ve Adenovirus gibi bir etkene bağlı olarak şekillenebilir. İki burun boşluğundan da kıvamlı ve iltihaplı görünümde bir burun akıntısı gelir. Başlangıçta solunum hırıltılıdır ancak çoğu zaman şekillenen enfeksiyon alt solunum yollarına da yayılır ve buna bağlı olarak solunum güçlüğü de görülebilir. Genel olarak halsizlik vardır. Hastalığın çok ilerlediği durumlarda öksürük ve solunum güçlüğünde artış da görülebilir. Bakteriyel rhinitislerde Bordetella Bronchiseptica, Staphylococ ve Pseudomonas gibi bakteriler etkendir. Halsizlik, durgunluk ve burun akıntısı ilk görülebilecek belirtilerdir. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde aksırık ve daha koyu kıvamlı iltihabik bir burun akıntısı gözlenir; ayrıca vücut ısısında artış ve solunum güçlüğü de görülebilir. Çoğunlukla burun içi kızarık bir görünümdedir. Mantarlar nedeniyle gelişen rhinitislerde aksırıklar ve burun akıntısı süreklidir. Burun mukozasında hasar şekillenir ve bu nedenle burun akıntısı kanlı olabilir. Paraziter nedenlere bağlı olarak gelişen rhinitislerde etken köpeklerin burun boşluğunda yaşayan Linguatula Serrata türü bir parazittir. Nadir görülen bir durumdur. Hastalığın teşhisi ancak parazitin yumurtalarını görmek ile mümkündür ve bu nedenle oldukça güçtür; ancak parazitin neden olduğu burun mukozasındaki kızarıklık, kaşıntı, kronikleşmiş ve kanlı burun akıntısı ve burnunu yere sürme isteği gibi belirtiler dikkat çekicidir. Köpeğinizin yakıcı kimyasal gazlar ve duman solumasını önlemek, otlar arasında dolaşırken burnunu yere sürmesine ve her şeyi koklamasına engel olmak paraziter, mantar ve yabancı cisimlere bağlı rhinitislerden korunmasını sağlayabilir. Viral nedenlere bağlı olarak gelişen rhinitisler köpeğin bağışıklık sistemindeki yetersizliklere bağlı olarak geliştiğinden korunmak için yıllık olarak tekrarlanan aşıların düzenli takibi faydalı olabilir. Rhinitisler bir çok solunum sistemi hastalığında semptom olarak görülebilir. Neden olan asıl hastalığın tedavi edilmesi ile rhinitise bağlı olarak gelişen belirtileri gidermek mümkündür. Alt solunum sistemi hastalıkları ile komplike olan durumlarda hastalık daha ağır seyirlidir ve daha uzun süre devam edebilir. Tedavisinde solunumu rahatlatmaya öncelik verilmesi faydalıdır.

Aspiration Pneumonia

Akciğerde nekroz nedeniyle ölümlere yol açan hastalığın oluşumundaki en önemli neden akciğere yabancı bir cismin kaçmasıdır. Çoğunlukla ilaç uygulamalarının hatalı yapılması nedeniyle şekillenir. Akciğerlerde irritasyona neden olan duman ve gazların uzun süre solunması da pnömoniye neden olabilir. İlaç uygulamaları sırasında başın çok yukarıda tutulması, hızlı ilaç verilmesi ve ilaç verilirken dilin tutulması, farenksin yangı, apse veya tümörleri, kurşun zehirlenmesi gibi yutkunmayı engelleyen durumlar aspirasyon pnömonisinin oluşumunu kolaylaştırabilir. Hastalık, akciğere kaçan cismin yoğunluğu, boyutu ve miktarına bağlı olarak değişik bir seyir izler. Akciğere kaçan yabancı cisim küçük ise büyük olasılıkla akciğerin uyarımı sonucu öksürük ile dışarı atılır. Ancak yabancı cisimin akciğerde yerleştiği yere ve dokularda şekillenen hasara bağlı olarak solunum yetmezliği ve ölüm de görülebilir. Solunum ve nabızda artış hastalığın en önemli bulgularıdır. Bunu takiben burundan kanlı olabilen kokulu bir akıntı gelir, zaman zaman akciğere kaçan maddeler de burun deliklerinden geri gelebilir. Vücut ısısında artış görülür. Akciğerler dinlendiğinde hırıltı ve sıvı sesi duyulur. Hastalık şekillendikten sonra uygulanacak tedaviler destek tedavi niteliğindedir. Bu nedenle hastalığın oluşumunu hazırlayan faktörleri göz önünde tutarak koruyucu önlemler almak daha büyük önem taşımaktadır.

Akciğer Ödemi

Akciğerde sıvı birikimi ile karakterize olan hastalığın en önemli nedeni dolaşım bozukluğudur. Ayrıca allerji, akciğer yangıları, yakıcı gazların solunması ve enfeksiyonlara bağlı olarak da oluşabilmektedir. Akciğerlerde, etkene bağlı olarak aktif veya pasif ödem şekillenebilir. Başlangıçta oluşan hasarın şiddetine bağlı olarak dokularda önce hiperemi (kanlanma), daha sonra deformasyon (biçim bozukluğu) şekillenir. Bunun sonucunda  alveollerde, dokular arasında ve bronşlarda sıvı birikmeye başlar. Genellikle önlem alınmayan ilerlemiş vakalarda solunum yetmezliği nedeniyle ölüm şekillenir. Solunum güçlüğü gözlenebilen en belirgin bulgudur. Ayrıca akciğer dinlendiğinde hırıltılı bir solunum ve sıvı sesleri duyulur.
Hastanın genel durumu bozulmuştur, halsiz ve durgundur. Enfeksiyona bağlı olarak şekillenen vakalarda vücut ısısında artış da olabilir. Teşhis edildikten sonra acil tedavi gerektiren hastalığın seyri, ödeme neden olan etken ortadan kaldırılmadığı sürece daima kötüye doğru bir gidiş izler ve ölüme neden olabilir.

Bronchopneumonia

Akciğer alveolleri ve bronşiollerin birlikte yangılanmasıdır. Oluşumunda bronşitise neden olan tüm etkenler rol oynayabilir. Hastalık uzun süre toz, duman, kimyasal maddeler ve gazların solunması, sürekli soğuk havaya maruz kalınması, bakteriyel ve viral enfeksiyonlar ve allerjik etkenler nedeniyle şekillenebilir. Genellikle hastalık bronşitis ile başlar daha sonra ilerleyerek akciğer alveollerine yayılır ve sonucunda alveol ve bronşlarda eksudat (yangısal ödem sıvısı)  birikmeye başlar. Köpeklerde hastalığın akut formunda akciğerlerde fazla miktarda sıvı toplanması sonucu solunum güçlüğü ve buna bağlı ani ölümler görülebilir; ancak akut formun seyri genellikle daha olumludur. Kronikleşen olaylarda akciğerde şekillenen hasarın fazla olması ve akciğer abselerinin şekillenmesi nedeniyle genel durumda hızlı bir bozulma ve ölümler şekillenebilir. Bronkopnömonilerin karakteristik semptomu öksürüktür. Burun akıntısı ve vücut ısısında artış şekillenir. Solunum yüzlektir ve solunum sayısı oldukça artmıştır. Halsizlik, keyifsizlik ve iştahsızlık da görülebilecek klinik bulgulardandır. Köpeklerde hastalığa ilkbahar ve sonbahar gibi ani ısı değişimlerinin yaşandığı mevsimlerde sıklıkla rastlanır. Hastalığın erken teşhis edilmesi tedavide başarı sağlamak açısından önemlidir. Gecikilen durumlarda hastalık diğer enfeksiyonlarla komplike olabilir veya kronik hale geçebilir, dolayısıyla bulgular görüldüğünde zaman kaybetmeden hastanın veteriner hekime götürülmesi gerekmektedir.

Bronchitis (Bronşit)

Akciğerde bronş ve bronşiollerde şekillenen yangı bronşitis olarak adlandırılır. Oluşumunda üst solunum yollarında yangıya neden olan etkenler rol oynar. Çoğunlukla üst solunum yolları yangılarını takiben veya birlikte görülür. Uzun süre toz, duman, soğuk hava, kimyasal maddeler ve gazların solunması, bakteriyel, viral enfeksiyonlar ve allerjik nedenler ile oluşabilir.
Hastalığın gelişimi akut veya kroniktir. Akut şekillenen olaylarda genellikle iyileşme kısa sürede olur; ancak tedavide gecikildiği taktirde kronikleşen olaylarda hastalığın belirtilerini aylar ve yıllarca görmek mümkündür. Ayrıca pnömoni ile komplike olan vakalar daha ağır seyirli olur ve kronikleşerek akcigerlerde amfizeme neden olabilir. Hastalığın akut formu daha çok 2 yaşından küçük, kronik formu genellikle 8 yaşından büyük köpeklerde görülür. Öksürük hastalığın en tipik bulgusudur. Ağrılı olan öksürük nöbetleri özellikle istirahat halinde artış gösterebilir. Solunum sayısında artış ve burun akıntısı görülebilen diğer semptomlardır. Bronşitis ilerleyerek kronikleştiğinde sürekli bir öksürük, beden ısısında artış, kıvamlı ve sarımsı renkte burun akıntısı şekillenir. Diğer akciğer hastalıkları ile komplike olan kronik bronşitislerde solunum güçlükleri de gözlenebilir. Akut evrede akciğerler dinlendiğinde bazen herhangi bir akciğer sesi dinlenmezken bazen hafif hırıltılı solunum duyulabilir. Kronikleşen vakalarda akciğerler dinlendiğinde sert ve çıtırtılı sesleri duymak mümkündür. Özellikle birlikte barındırılan köpek populasyonlarında solunum yolu ile hızlı bir şekilde yayılan hastalığın tespit edilmesi halinde hastalığın akut belirtilerini gösteren köpeklerin ayrılması alınabilecek en önemli tedbirdir. Yaşlı köpeklerde kalp hastalıkları yönünden gerekli muayenelerin yapılması ve öksürüğün nedeninin tespit edilmesi ayırıcı tanı için şarttır.

Pnemonia (Zatürre)

Bir enfeksiyon veya tahriş sonucu akciğerde oluşan yangı veya iltihaplanmadır. Enfeksiyonlar içinde bakteriyel (Bordetella bronchiseptica, Proteus, Escherichia coli), viral (Canine distemper, Parainfluanza), veya mantar (blastomycosis, histoplasmosis) enfeksiyonları sayılabilir. En belirgin semptom solunum güçlüğüdür. Solunum çok hızlı ve yüzlektir. Bunun nedeni de akciğerin hava toplayan hücrelerinin (alveoller), akciğerlerin su toplaması ve görevini yeterli şekilde yapamamasıdır. Dudaklar, dil ve diş etleri dokulara giden kan yeteri kadar oksijen taşımadığından grimtırak bir renk alır (cyanosis).  Eğer bir enfeksiyon sonucu pneumonia oluşmuşsa ateş genellikle yüksektir.
Kısa tüylü köpekler kışın dışarıda kalmamalı, yeni yıkanmış köpekler özellikle kışın, rüzgar altında bırakılmamalıdır. Köpek kulübeleri rüzgar almayan yerlere kurulmalıdır. Hastalıktan şüphe ettiğinizde hiç vakit geçirmeden veteriner hekiminizle görüşmelisiniz. Akciğer enfeksiyonları çoğunlukla tehlikelidir; ancak erken teşhis ve düzenli bir tedaviyle sorunsuz bir iyileşme sağlanabilir. Hastalığın erken teşhisi çok önemlidir. Eğer bir enfeksiyon nedeniyle oluşmuşsa mutlaka enfeksiyon kaynağının tespiti gerekir. Pneumoni özellikle yavru ve ileri yaştaki köpeklerde ani ölümlere yol açabilir.

Prostat Hipertrofisi (Prostat Büyümesi)

6 yaşından daha büyük erkek köpeklerde oldukca sık görülen bir hastalıktır. Prostat, spermlerin içinde hareket ettikleri sıvıyı sağlayan ve bu sıvının antibakteriyel özelliği ile de onları koruyan bir kesedir. Bu kesenin büyümesi sonucunda bir takım rahatsızlıklar başlar ve ve ilerlemiş vakalarda  hastalık kuvvetli ağrılara neden olur.  Prostat tümörleri, bakteriyel enfeksiyonlar , yaşlanma sonucu oluşan prostat hiperplazileri ( bir dokuda normal hücrelerin sayıca artması ) prostat büyümelerinin sebepleridir. Prostat büyümesinin erkek köpeklerdeki en büyük belirtisi ağrılı dışkı yapmadır. Penisden zaman zaman kanlı bir akıntı gelebilir. Hastanın yürüyüşü ağrı duyusu ile paralel olarak kısa ve tutuktur. İdrar yapmada zorlanma görülen bir diğer semptomdur. Eğer bakteriyel bir sorun devreye girmişse sık sık idrar kesesi iltihapları görülebilir. Akut bakteriyel prostatitisde sistemik bir enfeksiyon oluşur ve genelde ateş vardır. Eğer vaka kronikse yıllarca sürebilir. Hastalığın tedavisinde kısırlaştırma operasyonu başarılı sonuçlar verir ;  çünkü prostatın büyümesini sağlayan testesteron hormonudur. Bu hormon ortadan kaldırıldığında prostat genellikle normal boyutların altına düşer. Bakteriyel kaynaklı prostat büyümelerinde yaklaşık 2-3 haftalık bir tedavi yeterli olabilmektedir.
Nadir olarak görülse de prostat kanseri vakalarında ise genelde yapılabilecek çok fazla şey yoktur. Hastanın genel durumu uygunsa prostatın alınması ve kısırlaştırması en geçerli yoldur.

Phimosis (Penis Kılıfının Darlığı)

Phimosis , penisin içinde bulunduğu kılıfın çok dar olmasıdır. Hastalığın sebebi genelde doğmasaldır. Yaralanmalar sonucu oluşan daralmalar da diğer bir sebeptir. Çiftleşme sırasında penis dışarıya çıkamaz ve çiftleşmeye engel olur. Çok ciddi vakalarda idrar; penis kesesi içinde birikir ve tahrişlere neden olur. Tahrişlere bağlı olarak zaman zaman kanamalar görülebilir. Bu hastalık için yapılabilecek tek şey operasyondur.

İdrar Kesesi Taşları

Mikroskopik yapıdaki kristaller zaman içinde çökelti oluşturarak birikirler ve kum tanelerine benzer bir yapıya dönüşürler. Bu kum tanelerinin üzerinde biriken çökeltiler büyüyerek bazen bir kaç santim çapı olan taşlara dönüşebilir. İdrar kesesinde en sık şekillenen taşlar strüvit dediğimiz magnezyum , amonyum , fosfat yapısında taşlardır. Bunun dışında kalsiyum oxalat, amonyum ürate taşları da idrar kesesinde bulunabilir.
İdrar ph 'sındaki değişimler idrar kesesi taşlarının en önemli nedenidir . Diyetteki yüksek protein veya idrar kesesindeki bakteriyel enfeksiyonlar idrar ph ' sını alkaliye çevirerek strüvit taşlarının oluşmasına neden olur. Asidik idrar ise kalsiyum oxalat taşlarının sebebidir. En çok görülen semptom idrar yapma sırasındaki zorluktur. Hasta idrarını tutuk tutuk yapar ve uzun bir süre idrar yapma pozisyonunda kalır. İdrar çoğunlukla kanlıdır, bakteriyel enfeksiyon devreye girmişse ateş çok görülen semptomdur. Ağrı varsa ya da idrar yollarında tıkanma şekillenmişse yemek yeme kesilir ve karın bölgesi şişer, uzun süren vakalarda hastada dehidrasyon şekillenir ( vücudun susuz kalması ) . Hasta birkaç gün idrar yapamaması durumunda şoka girebilir. İdrar taşlarından korunmak için profesyonel hazırlanmış diet kuru mamalar tercih edilmelidir ;çünkü bu tür mamalar özellikle bu gibi durumlar göz önüne alınarak formüle edilmişlerdir. İdrar kesesinde  sadece kum şekillenmişse varsa  tıkanmalar giderilmeli ve bakteriyel komplikasyonlar önlenmelidir. Ayrıca diet mamalarla beslenmeye özen gösterilmelidir. Köpeklerde idrar kesesi ve penis kanalındaki büyük taşlardan kurtulmanın tek yolu operasyonla alınmalarıdır.

İdrar Kaçırma

İdrar kaçırma daha çok yetişkin ve genç köpeklerin çeşitli sebeblerden dolayı idrarlarını tutamamaları durumudur . Nadir olarak görülse de doğmasal anomaliler, idrar kesesinde oluşan polipler veya tümörler, idrar kesesini kontrol eden sinirler üzerinde şekillenen hasarlar, bazı idrar kesesi veya idrar yolları operasyonlarından sonra sinir veya sifinkter (idrar kesesinin ağzında bulunan ve istemli bir şekilde kontrol edilebilen, idrarı kese içinde tutan kas demeti) üzerinde oluşan tahribatlar, östrojen veya testesteron hormonlarındaki ani değişimler (azalma veya artma), prostat hastalıkları idrar kaçırmanın sebepleri arasındadır.Kısırlaştırma operasyonlarından sonra oluşan ani hormon değişimleri nedeniyle idrar kaçırma dişi köpeklerde daha fazla görülmektedir. Hasta köpekler uyurken veya uyanıkken sızıntı halinde idrar kaçırırlar. Devamlı olarak vulva veya penis bölgesini yalama eğilimindedir. Eğer idrar tutamama bir hastalığa bağlı olarak şekillendiyse o hastalığın semptomları da gözlenebilir.
Genellikle idrar kaçırmanın nedenini bulmak oldukca zordur ; çünkü hastalığın birçok nedeni vardır. Neden bulunamadığı taktirde hastayı çıkabilecek problemlerden korumak gerekir. İdrarın bulaştığı vücut bölgeleri çok iyi temizlenmelidir. Aksi takdirde idrarın yüksek yakıcı etkisinden dolayı deri üzerinde yaralar açılacak ve enfeksiyon şekillenecektir. Bu durumda da hastanın yaşam kalitesi düşecektir

Pyelonephritis (Böbrek Yangısı)

Alt ve üst üriner sistemin birlikte yangılanması ile karekterizedir. Hastalık böbrek, idrar kesesi ve üreterlerin birlikte yangılanması olarak tanımlanır. Hastalığın birincil nedeni bakterilerdir. Özellikle E.coli türü bakteriler nedeniyle şekillenen pyelonefritislere daha sık rastlanılmaktadır.
Ayrıca, proteus, streptococcus, staphylococcus, pseudomonas türü bakteriler nedeniyle de şekillenebilir. Üriner sistemde tıkanmaya neden olan urolithiazis (idrar taşı), prostat hypertrofisi (prostat büyümesi), idrar kesesi atrofisi (idrar kesesinin işlevini kaybetmesi, küçülmesi), glomerulonefritis ve şeker hastalığı da pyelonefritise neden olur. Üriner sistemde var olan enfeksiyonlar ve bunların yayılarak böbreklere ulaşması hastalığın oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Köpeklerde pyelonefritisler, irinli ve irinsiz olarak iki formda gelişir. Genellikle bakteriyel kökenli olgular irinli formda ve akut şekillenen olaylardır. Bu tür akut vakalarda böbreği etkileyen bir enfeksiyon söz konusudur ve buna bağlı olarak kısa sürede toksemi belirtileri şekillenebilir. Erken müdahale edilmediği durumlarda hastalığın gelişimi pek olumlu değildir. Kronik olgular genellikle tıkanmalara ve ikincil bir enfeksiyona bağlı olarak yavaş gelişir ve çoğu zaman kronik böbrek yetmezliği ile sonuçlanır. En önemli klinik bulgular, iştahsızlık, yüksek ateş ve kusmadır. Kısa sürede vücutta dehidrasyon şekillenir. (vücudun susuz kalması) İdrar kanlıdır. Yapılan idrar analizinde enfeksiyon tespit edilebilir ; ancak bu belirtiler tüm idrar yolları hastalıklarında görülebileceğinden spesifik değildir. Elle yapılan muayenelerde böbrekte ağrı ve büyüme tespit edilebilir. Ağrı nedeniyle kambur duruş da görülür. İlerlemiş olaylarda veya yangının her iki böbreği etkilediği durumlarda üremi şekillenebilir. Tıkanmalar sonucu gelişen pyelonefritis olaylarında idrar yapamama veya idrar miktarında azalma gibi bulgular görülebilmektedir. İdrar ve kan tahlilleri sonucunda enfeksiyon tespit edilirse hastalık mutlaka akla getirilmelidir. Tam teşhis ultrasonografi ile yapılır.  Deforme olan böbrek dokusunun kendini yenilemesi pek mümkün olmadığından, tüm böbrek hastalıklarında olduğu gibi pyelonefritiste de erken dönemde teşhis hastalığın seyri açısından önemlidir

Glomerulonephritis

Böbreğin kılcal damar yumağı olarak adlandırılan glomerulusların yangısı olan glomerulonefritislerin oluşum nedeni çoğunlukla enfeksiyonlardır.
Bir çok enfeksiyona bağlı olarak şekillenebilen hastalık, çoğunlukla bakteriyel kökenli enfeksiyonlar nedeniyle oluşur. Bakteriyel enfeksiyonlar dışında viral, toksik ve allerjik nedenlere bağlı olarak da şekillenebilir. Köpeklerde Distemper, Hepatitis Contagiosa Canis ve Leptospirozis hastalığının seyri sırasında ikincil olarak glomerulonefritis şekillenebilir.  Hastalığın seyri oluşum nedenine ve etkisine bağlı olarak farklılık gösterir. Örneğin leptospirozis gibi kan yolu ile böbreklere gelen etkenlerin sebep olduğu glomerulonefritis olaylarında her iki böbreğinde etkilendğinden hastalık akut olarak şekillenir ve gelişimi oldukça hızlıdır. Her iki böbrek dokusunda da hasar sekilleneceğinden hastalığın seyri kötüdür.
Benzer durum toksik nedenlere bağlı olarak gelişen glomerulonefritislerde de görülebilir ; çünkü her iki böbrek te aynı anda etkilenir. Bakteriyel enfeksiyonlar veya kan damarlarında şekillenen bir tıkanma sebebi ile oluşan lokal ve tek taraflı vakalarda hastalığın seyri daha olumludur.
Akut olaylarda  görülen ilk  klinik belirtiler çoğunlukla beden ısısında artış, iştahsızlık, durgunluk gibi genel belirtilerdir. Daha sonraları kusma, aşırı susama, kambur duruş , taşikardi ve konjunktivalarda ödem gibi bulgular göze çarpar. İdrar miktarında azalma vardır ve hasta güçlükleidrarını yapar. Yapılacak idrar analizinde yıkımlanmaya bağlı olarak böbrek epitel hücreleri, eritrosit ve lökositleri görmek mümkündür. Hastalığın ilerlediği durumlarda üremi kaçınılmazdır. Kronik olaylarda da, ağır gelişen bir üremi tablosu söz konusudur. Genellikle güç ve ağrılı idrar yapma şikayeti ile gelen köpeklerde elle muayenede aşırı büyümüş olan böbrekleri tespit etmek mümkündür. Klinik olarak, iştahsızlık, kilo kaybı, durgunluk gibi belirtiler tespit edilir. İleri safhalarda ise böbrek yapısında bozulmalar olacağından böbrek yetmezliğine ait belirtiler görülür. Genel olarak böbrekler ile ilgili tüm hastalıklarda olduğu gibi glomerulonefritislerde de devamlı nüksler söz konusu olabilir. Tedavisi sabır gerektiren bir hastalıktır. Hastalık akut veya kronik gelişimine göre farklı bir seyir izlese de çoğunlukla ölümle sonuçlanan deformasyonlara neden olur.

Nefritis

Genel olarak böbreklerde şekillenen yangıya nefritis denilmektedir ; ancak yangının böbreklerde lokalize olduğu bölgeye bağlı olarak özel isimler alırlar. Glomerulusları etkileyen olgular glomerulonefritis, üreter, idrar kesesi ve üreterin birlikte yangılandığı olgular pyelonefritis, nefronların ve interstisiyel dokunun yangılandığı olgular intersitisiyel nefritis, emboli yani kan damarlarında şekillenen bir tıkanmaya bağlı olarak gelişen nefritisler ise embolik nefritis olarak adlandırılır. Lokalizasyonu veya adlandırması farklı olsa da genel olarak nefritislerin oluşum nedenleri bir kaç özel durum dışında ortaktır.  Nefritislerin şekillenmesinde birincil neden bakteriyel enfeksiyonlardır. Direkt olarak böbrekleri etkileyen bir enfeksiyona bağlı olarak gelişebileceği gibi çevre doku ve organlarda şekillenen enfeksiyonların kan yolu ile taşınarak böbrekleri etkilemesi sonucu da oluşabilir.
Böbrekte şekillenen enfeksiyon yaygın ve iki taraflı şekillenmiş ise hastanın geleceği genellikle kötüdür. Erken dönemlerde tanısı konulan ve tedaviye başlanılan durumlarda iyileşme şansı yüksektir.  Klinik bulgular özellikle hastalığın başlangıç evresinde oldukça sınırlıdır. Genel olarak tüm nefritis olgularında iştahsızlık, ateş, aşırı susama, kusma gibi belirtiler gözlenir. Nefritis vakalarında erken teşhis oldukça önem taşımaktadır. Böbrekler fonksiyon olarak vücutta önemli işlevleri olan organlardır ve çoğu zaman dejenerasyonları geri dönüşümsüzdür. Bu nedenle böbreklerde şekillenen hasarın erken teşhisi müdahale şansını ve tedavide başarı oranını arttırır. 

Hydronephrosis (Hidronefroz)

Böbreğin büyümesi olarak tanımlanır.  Böbreğin pelvis (havuz) bölümünde idrar birikmesi sonucu dokuların atrofiye olması ( küçülmesi ) ve pelvis bölümünün genişlemesidir. Böbreklerden idrarın taşınmasını sağlayan üreterin veya uretranın tıkanması sonucu şekillenir. Tıkanmanın yerine bağlı olarak tek taraflı veya çift taraflı şekillenebilir. Tıkanmaların nedenleri doğmasal ve edinsel olarak ikiye ayrılır. Doğmasal nedenler, üreter veya uretrada doğmasal olarak şekillenen daralmalar, gelişim bozuklukları ve böbrek arterlerinin anomalik olarak yer değişimi sonucu şekillenen torsiyonlardır ( dönme ). Edinsel nedenler ise, üreter, uretra veya idrar kesesinde şekillenen tümörler, yangılar, parazitler ve taş oluşumlarıdır.
Özellikle her iki böbreği etkileyen bir tıkanmanın ve idrar kesesinde biriken idrarın ters yönde böbreklere doğru akışının söz konusu olduğu durumlarda ciddi bir üremi tablosu şekillenir ve sonuç çoğu zaman kötüdür. Tek taraflı olarak tıkanmanın söz konusu olduğu durumlarda sağlam böbrek işlevine devam ettiğinden hayati tehlike olasılığı oldukça düşüktür. Bazen hasta klinik belirtiler dahi görülmeden uzun bir süre hayatını idame ettirebilir.Tek taraflı şekillenen hidronefroz vakalarında diğer böbreğin fonksiyonlarına devam ettiği için hidronefroz geç fark edilir.
İki taraflı şekillenen hidronefroz olaylarında özellikle idrar miktarındaki aşırı azalma dikkat çekicidir. Hızla gelişen bir üremi tablosu söz konusudur. Böyle bir durumda böbrek parankim dokusunda şekillenen hasar nedeniyle böbrek yetmezliği gelişeceğinden kusma, iştahsızlık, keyifsizlik ve kilo kaybı gibi genel belirtiler de şekillenebilir. Böbreklerden süzülen idrarın idrar kesesine ulaşmasına veya keseden çıkışına engel olabilecek her türlü tıkanma hastalığın hazırlayıcı nedenlerini oluşturur. Erken dönemlerde şekillenen tıkanmalar giderildiğinde böbrek normal fonksiyonlarını tekrar yapabilir. Bu nedenle düzenli yapılan periyodik muayeneler erken tespit şansını artırır. Geç kalınan durumlarda tıkanmanın giderilmesine karşın böbreklerde şekillenen hasar ilerlemiş olduğundan böbreğin normal fonksiyonlarını yapması mümkün olmaz. Bu tür durumlarda gerekirse hasar gören böbrek operatif olarak alınabilir.

Böbrek Kistleri

Böbreklerde görülen kistler basit kistler ve retensiyon ( birikme ) kistleri olarak iki çeşittir. Basit kistler, ince çeperli ve içleri sıvı dolu birkaç kesecikten oluşan multioculer (çoklu) yapıda kistlerdir. Oluşum nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Retensiyon kistleri basit kistlere oranla daha küçük yapıdadır ancak sayıları daha fazladır. Bu kistler çoğunlukla böbreklerde şekillenen bir yangı sonucu ikincil olarak şekillenirler. Özellikle nefritis, gromerulonefritis ve tubuler nefrosis sonucu şekillenme oranı yüksektir. Basit kistlerin varlığı önemli klinik belirtilere neden olmaz ; ancak böbreklerde yangı şekillenmişse kistler enfekte olabilir. Böyle bir durum söz konusu olursa idrar miktarında artma, kanlı idrar ve üremi gibi sorunlar şekillenebilir.  Böbrek yangısının neden olduğu retensiyon kistlerinin  seyri daima asıl hastalığın seyri ile paralel olarak seyreder. Birincil hastalığın tedavisi gecikirse hastalık kronik bir hal alır ve böbreğin fonksiyonlarına engel olur. Basit kistler, böbreklerde bir enfeksiyon yoksa hiç bir klinik belirtiye neden olmaz. Bir enfeksiyon şekillenmişse köpek idrarını fazla miktarda ve sıklıkla yapar ve idrar kanlıdır. İlerleyen durumlarda üremi şekillenebilir. Retensiyon kistlerinde görülen klinik belirtiler daima asıl hastalığa ait semptomlardır. Böbrek kistleri çoğu zaman klinik belirtiye neden olmaz ve genellikle böbrek hastalıklarına ait klinik tanı amacıyla yapılan röntgen veya ultrason muayeneleri sırasında tespit edilir. Böbreklerde bir fonksiyon bozukluğuna neden olmuyorsa hiç bir müdahale yapılmaz ; ancak yaygın bir hal alarak böbrek fonksiyonlarında aksamalara neden olduğu durumlarda kısmi veya total nefrektomi ( böbreklerin alınması ) yapılarak uzaklaştırılmalıdır. 

Böbrek Tümörleri

Böbreklerde; benign (iyi) karakterli adenom, fibrom, osteom ve malign (kötü) karekterli karsinom, sarkom ve melanom türü tümörlere rastlanılabilir. Kötü huylu tümörlere köpeklerde daha sık rastlanır. Tümörler, böbreklerde epitel dokudan kök alarak gelişirler veya komşu organlardan metastaz sonucu oluşurlar. Böbreklerde gelişen iyi huylu tümörler içinde pelvis renalisde yani böbrek havuzunda şekillenen papillomlar yer alır. Bunlar yerleştiği bölgede üreter girişinin tıkanmasına dolayısıyla hidronefroz şekillenmesine neden olabilir. Kötü huylu tümörler arasında ise önem taşıyan ve sık görülen tür karsinomlardır. İleri yaşlarda görülme oranı artan ve böbrek tubuler epitelinden köken alan kötü huylu tümörler genellikle tek böbrekte gelişmesine rağmen metastaz yapma özelliğinden dolayı yayılarak komşu organlarda tümör oluşumuna da neden olabilir. Bu nedenle malign tümörlerin varlığında özellikle de geç teşhisin söz konusu olduğu durumlarda sonuç kötüdür. İyi huylu tümörler genellikle semptom göstermez. Tespit edilmeleri çoğunlukla başka bir hastalığın araştırılması amacıyla yapılan ultrasonografi veya radyografiler esnasında tesadüf sonucu olur. Klinik olarak genellikle büyük önem taşımazlar; ancak pelvis renaliste yerleşen benign karakterli bazı papillom tarzı tümörler tıkanmalara ve dolayısı ile hidronefroza neden olduklarından ciddi problemler şekillenebilir ve bu hastalığa ait bulgular tespit edilebilir. Kötü karakterli tümörlerin varlığında tümöre ait spesifik belirtiler görülmez. Belirlenebilen bulgular böbreğe ait herhangi bir hastalıkta görülen belirtilerdir. Bunlar, aralıklı veya devamlı olabilen kanlı idrar, aşırı su içme, fazla idrar yapma, iştahsızlık, kusma gibi genel belirtilerdir. Ayrıca ilerlemiş durumlarda aşırı kilo kaybı, kansızlık gibi klinik bulgular da gözlenebilir. Durgunluk, halsizlik ve karında büyüme diğer klinik bulgulardır. Böbreklerin elle yapılan muayenesinde bir sertlik tespit edilirse mutlaka ultrasonografi veya radyografi uygulamaları yapılarak kesin teşhis konulmalıdır. Böbrekler vücutta metabolik faaliyet yönünden önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle dokularına zarar veren veya kısmi de olsa işlevinin aksamasına neden olan tümöral oluşumlar tüm fonksiyonlarda düzensizliğe ve aksamalara neden olacağından önem taşır. Tek taraflı olaylarda ve metastaz olmayan durumlarda operatif olarak tümörün bulunduğu böbrek alınabilir

Böbrek Yetmezliği

Böbrek yetmezliği; böbreklerin asli görevi olan kanın süzülerek tekrar dolaşıma verilmesi sırasında oluşan aksamalar olarak tanımlanabilir.Doğrudan böbrekleri ilgilendiren bir hastalığa bağlı olarak şekillenebileceği gibi metabolik, toksik veya organik bir hastalığın üriner sisteme olan etkisi ile de şekillenebilir. İdrar miktarında azalma, kanda üre ve kreatinin yükselmesiyle karakteristik belirtileridir. Böbrek yetmezliğinin sebeplerini sınıflandıracak olursak,
-  Prerenal (Böbrekten Önceki Sebepler)
         * Kan Hacmindeki Düşmeler : Şok durumu, sıvı kayıpları, kanamalar, pankreatitis ve travmalar,
         * Kalp ve damar sistemindeki yetmezlik gibi kanın böbreğe gelişini ya da yeterince gelememesine sebep olan durumlar,
-  Renal ( Böbreğe Bağlı Nedenler)
         * Enfeksiyonlar
         * Zehirlenmeler
         * Böbreğin yapısındaki kanal sistemini etkileyen tıkanma ve bozukluklar,
- Post Renal (Böbrekten Sonraki Sebepler)
         * İdrar yolu tıkanmaları (Taş ya da tümör gibi),
         * İdrar kesesi hastalıkları gibi idrarın dışarı atılımına engel olan nedeler. Bu nedenler sözkonusu olduğunda, idrar böbreğe geri döner, basınca neden olur ve böbreklerde hasar ve işlevsel bozukluklar gelişir.

Bu durumlardan herhangi birinin varlığında böbrek dokusunda patolojik değişimler meydana gelir ve buna bağlı olarak böbrek fonksiyonlarını yapamaz.  Ayrıca üre gibi dışarı atılması gereken maddeler birikerek pek çok sistemik bozukluğa neden olur. Böbrek yetmezlikleri akut veya kronik orarak gelişebilir. Genellikle prerenal ve postrenal hastalıklar kronik böbrek yetmezliklerine; renal hastalıklar akut bir böbrek yetmezliğine neden olmaktadır. Akut yetmezliklerde böbreklerde oluşan hasarın derecesi hastalığın seyri açısından büyük önem taşımaktadır. İlerlemiş kronik olaylarda oluşan dejenerasyona bağlı olarak hastalığın gelişimi iyi sonuçlanmayabilir. Özellikle renal hastalıklara bağlı olarak şekillenen böbrek yetmezliklerinde tedavi uzun sürelidir. Üremi, metabolik asidoz ve hiperkalseminin şekillendiği durumlarda tedavide başarı şansı düşük olabilir. Erken dönemlerde tespit edilen prerenal ve postrenal hastalıkların tedavisine hemen başlanır ve etken ortadan kaldırılbilirse böbrekler normal fonksiyonlarını yapmaya başlayabilirler. Özellikle oligürinin (çok az idrar yapma) şekillenmediği durumlarda tedavi şansı daha yüksektir. Akut böbrek yetmezliklerinde anüri (hiç idrar yapmama) ve oligoüri (çok az idrar yapma) gözlenebilen en belirgin klinik bulgulardır. Bölgenin elle muayenesinde ağrı ve hassasiyet tespit edilir. Genellikle görülen belirtiler böbreğin fonksiyonlarının aksaması nedeniyle şekillenir. Örneğin potasyumun idrarla atılamaması ve kanda birikmesi kalbin çalışmasını etkileyerek fonksiyonlarında aksamaya ve hatta ölüme sebep olabilir. Bunun gibi pek çok klinik belirtiyi böbrek yetmezliğine bağlı olarak görmek mümkündür. Proteinüri, idrarda protein veya albumin bulunmasıdır. Normal zamanlarda idrarda bulunmayan proteinler glomerulonefritis, nefroz, böbrek damarlarında tıkanmalar, konjestif kalp yetmezliği ve nefritis gibi hastalıkların varlığında böbreklerde, filtrasyon veya geri emilim mekanizmasında oluşan aksamalar nedeniyle şekillenebilir. Hematüri, idrarın kanlı olmasıdır. Zehirlenmeler, tümörler, böbrekleri etkileyen travmalar, glomerulonefritis, pyelonefritis, sistitis, idrar kesesi tümörleri, prostat hastalıkları, sonda uygulamaları ve ürolitiyazise bağlı olarak görülebilir. Hemoglobinüri; idrarda hemoglobin bulunmasıdır. Eritrositlerin hemolizine neden olan zehirlenmeler veya enfeksiyonlara bağlı olarak görülebilir. Hemoglobin vücutta bilirubin üretiminde kullanılır; ancak eritrositlerin hızlı parçalanmasına neden olan bir durum söz konusu olduğunda kullanılan miktardan fazla olan hemoglobin idrara geçer. Poliüri; idrar miktarının artmasıdır. Nefritis, şeker hastalığı, östrojen ve androjen uygulamaları veya hormonal yetersizliklere bağlı olarak böreklerde suyun geri emilimindeki aksama sonucu şekillenir. Ayrıca tedavi amacı ile diüretik ilaç (dokulardan suyun atılmasını kolaylaştıran ilaçlar) uygulamaları sebebiyle de görülebilir. Disüri, sancılı ve güç idrar yapma durumudur. Çoğunlukla sistitis ve üretritisler sebebiyle şekillenmektedir. Anüri ve oligüri, idrarın az veya hiç çıkarılamaması durumudur. Hiç idrar yapamama anüri, az çıkarılması oliguri olarak adlandırılır. Genellikle aynı nedenlerle oluşurlar. Glikozüri; idrarda glikoz bulunmasıdır. Normal zamanlarda glomerulusta filtre edilip tubüllerde geri emilir. Kuduz, nefrozis ve şeker hastalığı sebebiyle oluşabilir. Ketonüri; idrarda keton cisimciklerinin görülmesidir. Şeker hastalığı, kaşeksi (aşırı zayıflık), gastrointestinal hastalıklar, hastanın uzun süre aç ve susuz bırakılması ve kusma nedeniyle oluşabilir. Böbrek yetmezliği durumlarında böbrek dokusunda şekillenen bozukluklar çoğunlukla geri dönüşümsüzdür. Böbrek yetmezliklerinde erken teşhis olası hasarın ilerlemesini önlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yılda bir kez check-up amacıyla yapılacak kan tahlilleri, ultrasonografi ve radyografi değerlendirmeleri erken teşhis için faydalı olacaktır

Barbituratlarla Zehirlenme

Barbiturat veteriner hekimlikte anestezi amacıyla kullanılan maddelerdendir. Yetkin olmayan kişiler tarafından kullanılması veya doz aşımı halinde zehirlenmeye neden olabilirler. Ayrıca açıkta bırakılan uyku ilaçlarının yenilmesi sonucunda da zehirlenmeye neden olurlar. Özellikle obur köpeklerde sık karşılaşılan bir durumdur.
Barbituratlar medulladaki solunum ve vazomotor merkezi felç ederek ölüme sebep olabilir. Kullanımı çoğunlukla kas içi ve damar içi yolla olur. Damar içi yolla uygulandığında kısa sürede etkisi başlar ve kaslarda hızlı bir gevşeme oluşur. Daha sonra hiç bir reflekse cevap vermeyecek durumda uyku haline geçer. Doz aşımının söz konusu olduğu durumlarda uyku hali daha da derinleşir ve solunum durabilir.

İlacın uygulanmasını takip eden 5-10 dk. içerisinde kaslarda, gevşeme uyku hali, göz refleksinin hafiflemesi ve kaybolması gözlenebilen ilk belirtilerdir.
Yüksek doz uygulamalarında yani zehirlenme halinde bu belirtiler daha ileri derecelerde gözlenir. Ayrıca solunumun zayıflaması ve durması, nabızın atmaması ve bir kaç dakika içerisinde kalp atımlarınında durması sonucu ölüm şekillenebilir.

Kontrollü olarak kullanıldığında etkin bir anestezik madde olan barbitürat zehirlenmelerinde erken müdahale edilmesi hayati tehlikeyi ortadan kaldırabilir. Özellikle solunumun desteklenmesi ve kalp-dolaşım sistemini uyaran ilaçların uygulanması yeterli olabilmektedir.

Striknin Zehirlenmesi

Striknin Hindistan, Güneydoğu Asya ve kuzey Avusturalyada yetişen Kargabüken bitkisinin tohumlarından elde edilen bir alkaloid maddedir. Suda çözünmeyen kristalize bir tozdur. En çok striknin sülfat tuzu şeklinde bulunur ve kullanılır. Rat zehiri olarak kullanılan striknin özellikle sokakta yaşayan köpeklerin öldürülmesi amacıyla bazı belediyelerin sıklıkla kullandığı bir zehirdir.

Striknin ağız yolu ile alındıktan sonra sindirim sisteminden emilimi ve vücutta yayılması çok hızlıdır. Vücutta herhangi bir dokuda birikmez ancak karaciğer ve böbrekte daha yüksek yoğunluğa erişebilir. Zehirlenmenin gelişimine etki eden en önemli faktör alınan zehirin miktarıdır. Yüksek dozlarda alınması etkisinin hızlı olmasına neden olmaktadır. Ayrıca midenin dolu veya boş olması da zehirin toksititesine etki eden bir diğer faktördür. Boş mide de emilim daha çabuk olacağından zehir etkisini kısa sürede gösterebilir. Ancak dolu olması da kusmayı engelleyebileceğinden dezavantaj olarak kabul edilebilir.

Striknin merkezi sinir sisteminde sinir hücreleri üzerine etki ederek omurilik ve beynin refleks uyarımlarında artışa ve bu nedenle çırpınmalara yol açar. Özellikle solunum kaslarında şekillenen aşırı uyarım ve kasılmalar sonucu görülen solunum yetmezliği ölüme sebep olabilir.

Zehirin alınmasından kısa süre sonra klinik belirtileri görmek mümkündür. Klinik belirtiler alınan zehirin miktarı ile ilişkili olarak değişiklik gösterebilir. Çok az miktarda bir zehir alımı söz konusu ise gözlenebilen belirtiler huzursuzluk ve kas titremeleridir. İlerleyen zamanlarda titremeler sıklaşarak aralıklı kasılmalar, solunumun hızlanması ve boyun tutulmaları gibi belirtiler görülebilir.

Yüksek miktarda zehir alınması halinde titremeler ile başlayan, aralıklı nöbetler halinde gözlenen kasılma ve çırpınmalar karekteristiktir. Tüm kaslarda kasılma söz konusudur. Özellikle bacaklar ve boyun kasılmış halde yerde yatar. Kasılmalar arasında gevşeme dönemleri olabilir. Bu dönemlerde en hafif uyarıya karşı dahi refleks verir ve tekrar kasılabilir.

Kalp atım sayısında ve solunum sayısında artış, pupillalarda büyüme ve solunum güçlüğü de gözlenebilen belirgin bulgulardır.

Başlangıçta bilinci yerinde olmasına karşın oksijen yetersizliğine bağlı olarak beyinin oksijensiz kalması sonucu ilerleyen dönemlerde şuur kaybı gözlenebilir. Kaslardaki sertliğin artması, solunumun engellenmesi ve kanın oksijeni tutma kapasitesinin düşmesine bağlı olarak dokularda siyanoz şekillenebilir. Kasılmaların sıklaşması ve şiddetinin artması, solunum güçlüğü ve siyanoz kötüye gidişi gösteren bulgulardır.

Oral yolla alındıktan sonra yaklaşık 16- 24 saat içinde vücuttan atılan stiriknin zehirlenmelerinde bu süre atlatıldığında zehirlenen köpeğin yaşama şansı yükselmektedir. Ölüm solunum yetmezliği sonucu görüldüğünden zehirlenme durumunda ilk olarak solunumu rahatlatıcı önlemlerin alınması faydalıdır. Ancak bunun yanında zehirin vücuttan kısa sürede uzaklaştırılması da büyük önem taşımaktadır. Striknin çabuk emilerek kısa sürede yüksek toksisiteye ulaştığından erken müdahale önemlidir. Zehirin alındığını gördüğünüz veya şüphe ettiğiniz taktirde kusturmanız zehirin etkinliğini azaltacağından faydalı olacaktır.

Fosfor Zehirlenmesi

Fosfor doğada değişik şekilerde bulunur. Vücutta nükleik asit ve fosfolipitlerin yapısında yer alarak enerji metabolizmasında görev alan fosforun dışında rat zehiri olarak kullanılan ve zehirlenmeye neden olan beyaz fosfor olarak bilinen şekli oral yolla alındığında oldukça güçlü bir toksik etki yapar.
Fosfor içeren preparatın oral yolla alımından sonra sindirim kanalından emilmesi kolay ve çabuk olur. Vücutta fosfat haline dönüşerek kolinesteraz enziminin oluşumuna engel olmak suretiyle etkisini gösterir.

Klinik olarak gözlenebilen ilk belirti huzursuzluk ve kusmadır. Kusma esnasında çıkarılan içeriğin ve solunum havasının sarmısak kokması karekteristik bir belirtidir.
Salya artışı, sancı belirtileri, solunum güçlüğü de gözlenebilecek belirtilerdendir. İlerlemiş durumlarda konvülsiyonlar, istem dışı idrar ve dışkılama ve koma şekillenmesi söz konusudur. Bunu takiben ölüm görülebilir.

Genellikle ani ölümlere neden olmadığından fazla gecikilmeden yapılan medikal tedavilere olumlu cevap alınabilir. Tedavide sindirim sistemindeki zehirin uzaklaştırılması esas alınmalıdır. Bu nedenle yapılacak ilk işlem kusturmak olmalıdır. Bu amaçla ılık suya bir çorba kaşığı tuz katarak içirmek fayda sağlayacağı gibi veteriner hekim kontrolünde kusturucu ilaçlar da uygulanabilir.

Dicumarol Bileşikleri İle Zehirlenme

Dicumarol bileşikleri rat (fare) zehiri olarak kullanılan tatsız ve kokusuz bileşiklerdir. Bunlar içinde sık kullanılanları, cumaphen(warfarin), cumateralyl (rakumin) ve cumafuryl (fumarin) dir. Köpekler dikumarol bileşiklerine oldukça duyarlıdır ve zehirin alınmasından kısa süre sonra kanın pıhtılaşma yeteneğindeki kayıp ve damar geçirgenliğinin artması nedeniyle şekillenen iç kanama sonucunda ölebilirler.

Dikumarol bileşikleri karaciğerde sentezlenen ve kanın pıhtılaşma mekanizmasında görev yapan protrombinin yapımını engelleyerek ve özellikle kapillar damarların geçirgenliğini artırarak etki yaparlar. Damar çeperlerinde hasar şekillenmesine bağlı olarak gelişen bu durum deride görülen peteşiyel kanamaların başlıca nedenidir.

Zehirin yüksek miktarda alımına bağlı olarak akut bir zehirlenme gelişir ve kısa sürede şekillenen iç kanama ve şok belirtileri gözlenebilir.
Zehirin az miktarda alınmasına bağlı olarak zehirlenme belirtilerinin görülmesi ve deride peteşiyel kanamaların şekillenmesi daha uzun bir sürede olabilir. Zehirin az miktarda uzun süreli alınması sonucunda belirtiler daha geç gözlenebilir ancak bu tür durumlarda ölüm genellikle kaçınılmaz sonuçtur. Klinik olarak görülen ilk bulgu mukozaların solgunluğu ve deride peteşiyel (nokta tarzında) kanamalardır. Solunum ve nabız hızlıdır.

Damarlardaki geçirgenliğin artışı nedeniyle çok hafif bir darbe sonucu dahi deride yaygın hematomlar (deri altında yaygın kanamalar)şekillenebilir.
Burun kanamaları ve kanlı bir dışkı görülebileceği gibi kusma esnasında da kan görülebilir. Erken müdahale edilmeyen durumlarda şekillenen iç kanama şok tablosunun gelişmesine neden olur. Hasta halsizdir ve ayağa kalkamaz. Vücut ısısının sürekli düşmesi durumun kötüye gittiğini işaret eden önemli bir bulgudur.

Köpeklerde sık karşılaşılan ve erken müdahale edilmediği taktirde mutlak ölümle sonuçlanan dikumaraol bileşiklerinin zehirliliğinin artışına neden olan bazı faktörler vardır.

* Kemoterapi veya yağlı besinlerle beslenme nedeniyle K vitamini noksanlığı olması,
* Karaciğerde hasar ve bu nedenle pıhtılaşma faktörlerinin üretiminde azalma olması,
* Yavru olması veya pıhtılaşma faktörlerinin yetersiz olması,
* Böbrek yetmezliği olması,
* Sulfonmidler gibi K vitamini sentezleyen bakterilerin gelişimini engelleyen ilaçların kullanılıyor olması doğrudan kanın pıhtılaşma mekanizmasında etkin olan faktörlerdir. Bu faktörlerin bir veya bir kaçının bir arada bulunması tedavinin başarısızlığına ve ölümün daha kısa sürede şekillenmesine neden olabilir.

Arı Sokması Sonucu Zehirlenme

Özellikle köpeklerde sık karşılaşılan arı zehirlenmelerinde arının türü, sayısı, köpeğin bireysel duyarlılığı ve ısırılan bölge önemli faktörlerdir. Yaban arıları, bal arıları veya eşek arıları tarafından sokulma nedeniyle zehirlenme oluşabilir. Yapılan araştırmalar arı zehirinin asit ve alkali nitelikte farklı iki bezin salgısının karışımından oluştuğunu ve bu nedenle iki farklı etki oluşturduğunu göstermektedir. Asit salgılar flegmon ve hemolize, alkali salgılar ise neurotoksik etkiye neden olmaktadır.

Arının iğnesini sokması ile birlikte zehir deri yolu ile vücuda girer ve öncelikle bölgesel daha sonrada genel etki yaparak zehirlenmeye neden olabilir. Lokal etki özellikle sokulan bölge yönünden önem taşımaktadır. Ağız içi veya boğaz bölgesinden sokmalarda, bölgede oluşan şişkinliğe bağlı olarak şekillenen solunum güçlüğü nedeniyle ölüm görülebilir. Oysa farklı bir bölgede oluşan lokal bir şişkinlik fazla bir önem taşımayabilir. Ayrıca göz çevresinde oluşan şişkinlikler körlüğe ve bel bölgesinde oluşan şişkinlikler sinirlere baskı yaparak felçlere neden olabileceğinden önemlidir.

Birden fazla sayıda arı sokması halinde yoğun zehir alımı sonucunda kısa sürede zehirin damarlara sızması ile genel etki başlayabilir ve zehirlenme belirtileri görülebilir. Ancak arının salgısında bulunan proteine karşı bünyesel duyarlılığı olan köpeklerde tek bir arı sokması dahi öldürücü olabilir.

Aniden acı bir çığlık atılması, huzursuzca koşuşturmaya başlaması, sokulan bölgeyi yalamak istemesi belirgin klinik bulgulardır. Sokulan bölgede kızarıklık ve şişkinlik gözlenebilir. Bölgede kaşıntı belirgindir. Zamanla şişkinlik ödemli bir hal alabilir. Ancak arının yutulması sırasında ağız içinde oluşan sokma olaylarında belirgin bulgu boğazına bir şey takılmışçasına çıkarma çabaları ve ilerleyen bir solunum güçlüğüdür. Yoğun arı saldırısının söz konusu olduğu durumlarda tüm vücutta yaygın bir kızarıklık, şişkinlik, solunum güçlüğü, nabız sayısında ve solunum sayısında artış, titremeler, kusma, kramplar ve kısa sürede gelişen bir koma hali görülebilir.

Özellikle yutma sırasında oluşan ve fazla sayıda arı saldırısının söz konusu olduğu durumlarda hayati tehlike yaratabilen arı sokmalarında erken müdahale yapılması önem taşımaktadır. Öncelikle zehirin genel etkisine karşı antihistaminikler ve dolaşımı uyaran ilaçlar yanında, solunumun rahatlatılması önemlidir.

Antu (Alfa Naftil Tyoure) Zehirlenmesi

ANTU, fare mücadelesinde kullanılan gri, mavi renkli tatsız ve kokusuz, suda çözünmeyen bir kimyasal maddedir. Fareler için hazırlanan tuzak yemlerine katılarak kullanılır. Hazırlanan bu tuzak yemlerinin köpekler tarafından alınması sonucunda zehirlenmeye neden olur.
Oral yolla alınan zehirin sindirim kanalından emilimi çok hızlıdır. Zehirin alınmasından sonra yaklaşık bir saat içinde zehirlenme belirtileri görülebilir. Ölüm çoğu zaman kaçınılmaz gibidir. Ancak erken müdahale ile 12 saatten fazla yaşayabilenlerde kurtulma şansı daha yüksek olabilir. Zehirin vücutta metabolize edilmesi ve atılımı da hızlıdır.

ANTU köpeklerde kusma merkezini etkileyerek kusmaya neden olur bu da doğal bir korunma getirir. Kusma ile zehir dışarı atıldığından emilecek miktarın dolayısı ile etkileyen zehir miktarının azalması fayda sağlar. Ancak midenin dolu olması bu duruma ters etki yapar çünkü mukozada oluşan irkilti gecikir ve zehirin vücutta kalmasına neden olur.

Alınan zehirin sindirim kanalından emilimini takiben ilk gelişim akciğerlerde hücresel geçirgenliğin artmasına bağlı olarak akciğer ödeminin oluşmasıdır. Ödem şekillenmesini takiben hava yollarına sızan exudat nedeniyle soluk alıp verme güçleşir. Bunun sonucunda oksijen yetersizliği ve buna bağlı metabolizmalarda aksamaların şekillenmesi nedeniyle asfeksi (solunum güçlüğü) ve koma sonucu ölüm şekillenir.

Zehirin oral yolla alınması ile birlikte hızlı bir şekilde klinik belirtiler gözlenebilir.

Başlangıçta salya akıntısı vardır. Su içmek ister ancak kusmalar başlar. Bu devrede huzursuzluk ve halsizlik gibi belirtilerde izlenebilir. Kusmaları takip eden en belirgin bulgu solunum güçlüğüdür. Nabız hızlıdır ancak güçsüz olarak hissedilir. Sallantılı bir yürüyüş ve kasılmaları takiben iyice halsizleşir ve yerden kalkamaz. Vücut ısısında düşme, öksürük, kanlı ve köpüklü burun akıntısı, deride küçük kanama odakları ilerleyen dönemlerde gözlenebilen belirtilerdendir. Ayrıca mukozalarda oksijen yetmezliğine bağlı olarak siyanozlar belirginleşebilir. Bu klinik belirtilerin görülmesini takip eden koma halinde ağız ve burundan köpüklü sıvı gelebilir. Genellikle bu devreyi takiben ölüm şekillenir.

ANTU’ya karşı duyarlılık yönünden hayvan türleri arasında fark olduğu gibi zehirin miktarı, köpeğin aç veya tok oluşu, yaşı ve kolay kusabilmesi gibi pek çok faktör zehirliliği üzerine etkin rol oynamaktadır, etkin bir antidotu olmadığından erken müdahale ile zehirin vücuttan uzaklaştırılması tedavide önemlidir.

Organik Fosforlu İnsektisit Zehirlenmeleri

Veteriner hekimlikte ve tarımsal mücadelede kullanılan asuntol, neguvon, diazinon, malathion vb. alkil fosfataz ve fosforik asit türevi olan antiparaziter ilaçların alınmasına bağlı olarak şekillenir. Çok geniş bir sahada kullanım alanı olan organik fosforlu insektisitler suda az yağda ise yüksek oranda çözünürlüğe sahiptirler. Kullanım alanlarının fazla olması pek çok yolla temasa ve dolayısı ile zehirlenmeye neden olduğundan sık karşılaşılan zehirlenmelerden biri olarak kabul edilebilir.Kediler yiyecekleri konusunda daha titiz ve dikkatli olduklarından kedilerde görülme oranı köpeklere göre daha azdır. Kedilerde ölmüş farenin yenilmesine bağlı olarak veya tarımsal alanların havadan ilaçlanmasına bağlı olarak daha kolay şekillenebilir.

Ayrıca ilaç kaplarının kullanılması veya açıkta bırakılması, insektisid tedavisinde ilaçların iyi doze edilememesi gibi bir nedenle zehirlenme şekillenebilir.

Organik fosforlu insektisidler; sindirim, solunum, deri ve konjuktival yolla vücuda girebilir. Vücut dokularında lokal bir birikim göstermeksizin tüm vücuda yalılırlar ve yüksek dozları bu nedenle ani ölümlere neden olabilir. Vücuda girdikten sonra başta karaciğer olmak üzere dokularda enzimatik etkiye maruz kalırlar. Genel olarak organik fosforlu insektisidlerin çoğunluğu uğradığı metabilik değişim sonucunda suda kolay çözünen metabolitlere dönüşerek zehirlenmenin hızla şekillenmesine neden olurlar. Etkileri asetil kolini parçalamaları ve ilgili enzimi (asetil kolinesteraz enzimi) bloke etmelerine bağlıdır. Vücutta tüm sinir uçlarında, düz kaslarda merkezi sinir sisteminde asetilkolin birikimine ve sinirlerin aşırı uyarımına neden olur. Ölüm genellikle solunumun bloke olmasına bağlı olarak şekillenir.

Klinik belirtilerin görülmesi etkene ve miktara göre değişik sürelerde olabilir. Bu belirtiler zehirin alınması ile hemen görülebileceği gibi bir iki saat içerisinde de başlayabilir. Genellikle ilk görülen belirti salya artışı ve çeşitli kas kümelerinde gözlenen seyirme ve titremelerdir. Kaslardaki güçsüzlüğe bağlı olarak sallantılı bir yürüyüş görülebileceği gibi kısmi felçlerde şekillenebilir. Bulantı, kusma, sancı ve kramp, istem dışı çiş ve kaka yapma, soluk alıp vermede güçlük, dil, göz kapağı ve yüz kaslarında titremeler, refleks kayıpları görülebilir. Mukozalar yetersiz oksijen nedeniyle siyanotik bir görünümde olabilir. İlerlemiş durumlarda bronşlarda ve larekste gelişen spazmlara bağlı olarak solunum yetmezliği belirtileri gözlenir ve koma şekillenerek ölüm gerçekleşebilir.

Organik fosforlu bileşiklerin düşük dozlarda uzun süreli alınması halinde vücutta tolerens gelişebilir. Köpekler bu duruma oldukça dayanıklıdır. Zehirlenme belirtilerinin görülmesi uzun süreler sonunda olur. Organik fosforlu insektisidlerin zehirliliği bir çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Örneğin ortamın ısısı, ilacın türü, köpeğin yaşı, cinsiyeti, ilacın miktarı ve birkaç organik fosforlu maddenin bileşik halde bulunması gibi.Tüm zehirlenmelerde olduğu gibi erken müdahale hayat kurtarıcı olabilir. Tedavisinde önemle dikkat edilmesi gereken solunumun desteklenmesidir.
Eğer organik fosforlu bir madde ile zehirlendiğini düşünüyorsanız veteriner hekimin müdahale etmesi için beklenilen sürede sizin yapabileceğiniz en iyi yardım onu kolay soluk alacağı bir pozisyona getirmek, ortamın bol oksijen almasını sağlamak ve solunum durduğunda eğer yapabiliyorsanız suni teneffüs yaptırmaktır

Antifiriz Zehirlenmesi

Antifiriz yani etilen glikol kış aylarında araçların motorunda soğutmayı sağlayan su içine konularak suyun donmasını önleyen bir maddedir. Görünüm olarak suya çok benzemesi ve tadının beğenilen bir lezzette olması nedeniyle köpekler tarafından kolayca içilmesine ve zehirlenmeye neden olmaktadır.
Ayrıca etilen glikol hidrolik fren yağı, boyalar ve mürekkep içinde de bulunmakta ve bu maddelerin alınması da zehirlenmelere neden olabilmektedir.

Etilen glikol oral yolla vücuda girdikten sonra sindirim kanalından emilimi çok kısa sürede gerçekleşir ve tüm vücuda yayılır. Karaciğerde enzimler tarafından parçalanarak formik asit, karbondioksit, hidroksiasetik asit, okzalik asit, glisin ve su gibi büyük çoğunluğu zehir etkisi gösteren maddelerin oluşumuna neden olur. Bu maddelerde değişik mekanizmalar ile zehirlenme oluşturur. Ancak etilen glikolün önemli etkisi, merkezi sinir sistemini baskılanması ve okzalat kristallerinin şekillenerek böbrek yetmezliğine neden olması sonucudur.

Köpeklerde klinik olarak bulgular yaklaşık olarak zehirin alımından sonraki bir saat içinde görülmeye başlar. Gözlenebilen ilk bulgu halsizlik ve kusmadır. Genellikle kısa sürede gelişen bir depresyon hali gözlenir. Ayrıca ataksi, kaslarda güçsüzlük, kalp atım sayısının artması, ishal, ataksi (istem dışı hareket), beden ısısında düşme ve hipokalsemiye bağlı olarak gelişen tetanik kramplarda görülebilir. İlerleyen durumlarda kan işeme, çırpınmalar ve koma gelişerek ölüm ile sonuçlanabilir.

Ölümlerin hangi nedene bağlı olarak geliştiği tam olarak bilinmemektedir. Ancak zehirin alınmasından kısa süre sonra şekillenen ölümlerde solunum sisteminin ve kasların felci yanında asidoz şekillenmesi de etkin rol oynamaktadır. Kısa sürede vücutta yayılarak ani ölümlere neden olabileceğinden zehirin alındığı tespit edildiğinde vakit geçirmeden müdahale edilmesi ölümlerin önlenebilmesi için zorunludur.

Tanısı kan ve idrar analizleri ile yapılabilen bu zehirlenmelerde ölüm oranı yüksektir. Ancak erken müdahalelerde medikal tedavilere olumlu cevap alınabilir.

Epulis ( Diş Eti Tümörleri ) Operasyonu

Diş etlerinden köken alan ve tümör karekteri taşıyan oluşumlar genel olarak epulis olarak adlandırılır. İyi huylu olanlar yanında, kötü huylu ve metastaz yapma özelliğinde olanlarda görülebilir. Diş etlerinde şekillenen bu üremelerin en sık görülen çeşitleri, fibrom, papillom, karsinom ve sarkomlardır. Bazı köpek ırklarında özellikle de Boxer ırkı köpeklerde epulise yüksek oranda yatkınlık söz konusudur. Diş etlerinde her hangi bir bölgede şekillenebilen bu tümöral oluşumlar çoğunlukla premolar ve molar dişler çevresinde görülür. Ağızda kötü koku, salya, çiğneme bozuklukları gibi belirtiler görülür. Boyut olarak büyümüş tümörlerin üzerinde çiğneme sırasında oluşan yaralar nedeniyle kanamalarda görülebilir. Epulis operasyonu bu belirtilere neden olan tümörlerin, dolayısıyla da bu arazların giderilebilmesi amacıyla yapılır. Tanı ve teşhis konulduktan sonra veteriner hekim tarafından belirlenen antibiyotik tedavisini operasyondan önce düzenli olarak takip etmelisiniz. Bu tedavi diş etlerindeki yangının giderilmesine yardımcı olabileceği gibi operasyon sırasında kanamaların da az olmasını sağlayacaktır.
Operasyon için uygun zamana hekiminiz ile karar verdiğinizde köpeğinizin operasyon öncesi genel sağlık kontrollerini ( genel kan sayımı, böbrek ve karaciğer tetkikleri, röntgen ) yaptırmanız gerekir. Bu durum köpeğinizin genel durumunu belirlemek ve anestezi alacak olan köpeğinizi risk altına sokmamak için faydalı olacaktır. Operasyon için uygun tarih belirlendiğinde operasyon tarihinden önceki 12-24 saat içinde köpeğinize yemek ve su vermeyiniz. Bu anestezik madde alacak olan köpeğinizin daha rahat bir operasyon geçirmesini sağlayacaktır. Operasyon iki yöntem ile yapılabilir. Uygulanacak yöntemi, hekim üremenin konumuna ve büyüklüğüne bakarak belirler.  Birinci yöntem tümörün bistüri ile , ikinci yöntem ise koter ile alınmasıdır. Çoğunlukla tercih edilen koter aracılığı ile üremenin alınmasıdır. Koter kesme ve yakma işlemini aynı anda yaptığından kanama olasılığı minimum düzeydedir. Yaygın ve tüm diş etlerini kapsayan epulüs vakalarında dişlerin çekilmesi hastanın yaşam kalitesini yükseltmek açısından gerekli olabilir. Bu durumda dişlerin tamamının bir seferde değil de kademe kademe çekilmesi gerekir. Operasyondan sonra dikkat edilmesi gereken en önemli konu antibiyotik tedavisinin düzenli olarak takip edilmesi ve bir kaç gün yumuşak sulu gıdaların verilmesidir. Alınan tümörün tanısının yapılabilmesi için patolojik analiz yapılmalıdır. Bu amaçla formol solüsyonu içerisine konulan doku laboratuvara gönderilir. Bu tümörün niteliğinin belirlenmesine ve uygulanan tedavinin yönlendirilebilmesine olanak sağlayacaktır. Çünkü bazı vakalarda operasyondan sonra kemoterapi uygulamalarına ihtiyaç duyulabilir.  Epulis’in alınmasından sonrasında bir kaç gün süre ile yumuşak gıdalar verilerek diş etleri korunduğu taktirde yaşanabilecek komplikasyon yok denecek kadar azdır. Ancak diş etlerinin irritasyonuna neden olan bir durum söz konusu olduğunda sızıntı şeklinde kanamalar olabilir. Ancak epulis’in nüksetme özelliğini unutmamak gerekir. Bu durum operasyon sonrasında yaşanabilecek en önemli komplikasyon olarak sayılabilir.

Othaematom (Kulak Kepçesinde Kan Toplanması)

Kazalar, sürtünme, ezilme gibi nedenlerle oluşan ve kulak kepçesinin derisi ile kıkırdağı arasında kan toplanmasına neden olan durum othaematom olarak adlandırılır.  Özellikle Setter, Pointer, Cocker, Golden Retriewer gibi uzun kulaklı köpek ırklarında sık görülen othaemotom olgularında kulaktaki şişkinlik belirgindir. Hasta kulaklarını sürekli sallamak ve duvarlara sürmek ister. Baş genellikle hematomun olduğu kulak tarafına doğru eğik tutulur. Kulakta hassasiyet söz konusudur. Operasyon kulak kepçesinde biriken bu içeriğin boşaltılması, kanamanın durdurulması ve derinin kıkırdağa yapışmasını sağlamak için yapılır. Otohematom vakalarında operatif yöntemlere baş vurmadan önce pek sonuç vermese de biriken içerik bir enjektör yardımı ile boşaltılarak basınçlı bandaj uygulamaları yapılır. Sonuç olumsuz olduğunda yani tekrar kulak kepçesinin şiştiği durumlarında ise operasyon kararı almak gerekir. Operasyon için uygun zamana hekiminiz ile karar verdiğinizde köpeğinizin operasyon için genel sağlık kontrollerini yaptırmanız gerekebilir.  anestezik madde alacak olan köpeğinizi risk altına sokmamak köpeğinizin genel sağlık kontrollerini ( genel kan sayımı, böbrek ve karaciğer tetkikleri, röntgen )  yaptırmanız gerekir. Operasyon için uygun tarih belirlendiğinde köpeğinize operasyondan önceki 12-24 saat  yemek ve su vermeyiniz. Bu anestezik madde alacak olan köpeğinizin daha rahat bir operasyon geçirmesini sağlayacaktır.
Bu operasyonda bir kaç yöntem uygulanır. Bu yöntemler içinde en sık kullanılan ve kulak kepçesi derisinde en az hasar yaratan yöntem ise punksiyon metodudur. Bu metot da; uygun bir kanül ile kulak kepçesinde biriken hematom içeriği tamamen boşaltılır. Daha sonra kulak kepçesinin boyutlarına uygun olarak polietilen malzemeden hazırlanan özel kulak peti kullanılır. Kulak kepçesinin iç ve dış yüzüne yerleştirilen bu polietilen plaklar kulak kepçesi ile birlikte dikilerek sabitlenir. İki tabakanın arasında kalan kulak kepçesi bir bakıma basınçlı bandaja alınmış olur.  Bu işlem sırasında damarları delmemeye ve dikişlerin gereğinden daha sıkı olmamasına özen gösterilir.Operasyondan sonra mutlaka yakalık takılmalıdır. Çünkü kaşıntı nedeniyle kulağını bir yerlere sürme isteği olacağından kulak kepçesi ve dikişler zarar görebilir. Ayrıca dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri kulaklarını aşırı sallamasını önlemektir. Aksi halde aşırı sallama nedeniyle oluşacak kılcal kanamalar iyileşmenin gecikmesine sebep olur. Böyle bir durum söz konusu olduğunda mutlaka hekiminize baş vurarak tedbir almasını sağlamalısınız. Bu amaçla kulakların baş üzerine sabitlenmesi uygun bir yöntemdir. Operasyondan sonra antibiyotik hekimin önerdiği süre ve dozda uygulanmalıdır. Yaklaşık 8-10 gün gibi bir süre sonunda dikişler alınarak petler çıkarılır. Operasyon esnasında genel sterilizasyon kurallarına uyulduğu taktirde yaşanabilecek tek komplikasyon hematomun nüks etmesidir. Kulak kepçesi derisi ile kıkırdak arasındaki yapışma kolay olmaz. Özellikle kılcal sızıntıların varlığı halinde veya hematom oluşumunu kolaylaştıran nedenlerin (kulak yangıları, kulak uyuzu gibi kaşıntıya neden olan durumlar) devam ettiği durumlarda tekrarlar kaçınılmazdır

Kulak Hastalıkları
     Dış kulak kanalının yangısına otitis externa, orta kulak yangısına otitis media denir. Bu hastalıklar genellikle bakteri ve mayalardan kaynaklanır. Kulak kirinin veya akıntısının aşırı birikmesi, kanalı tıkayan tüyler, kulak kanalına giren yabancı cisimler kulakta hastalıklara neden olurlar. Kulak enfeksiyonlarında nedeni ararken hızlı davranmak gerekir çünkü kulak enfeksiyonları evcil hayvanınızın rahatını ciddi bir şekilde bozar. Bakteriyel kulak enfeksiyonlarında antibiyotikler, mayalardan oluşan kulak enfeksiyonlarında antifungal ilaçlar kullanılır. Kulak hastalıkları bazı hormonal bozukların, alerjilerin veya genetik hastalıkların belirtisi olarak da açığa çıkabilir. Veteriner hekiminiz evcil hayvanınızı muayene ederek kulak hastalığının teşhisini koyabilir ve uygun tedaviye başlayabilir.
 

Kulak Uyuzu (Ear mites)
     Evcil hayvanlarda sıklıkla karşılaşılan ve hızlı bir şekilde bulaşan parazitlerdir. Şiddetli kaşıntı en sık karşılaşılan belirtidir. Kulak uyuz etkenleri siyah renkli, çok kolayca ufalanabilen, kahve telvesi görünümünde kulak akıntısına neden olur.

Entropium Operasyonu

Köpeklerde sık gözlenen göz kapaklarının içe doğru kıvrılması olarak tanımlanan entropium olguları çoğunlukla alt göz kapağında şekillenir.  Bazı köpek ırklarında doğmasal olarak (Setter, Cocker, St.Bernard gibi) yatkınlık söz konusudur. Operasyonun amacı, dönmenin şekillendiği bölümdeki bir deri parçasının kesilerek alınması ve göz kapağının içe doğru kıvrılmasının önlenmesidir.  Entropium vakalarında içe dönen göz kapakları göz küresinde sürekli irkiltiye neden olur ve operatif tedavi dışında ilaç ile tedavisi de mümkün değildir bu nedenle geciktirilmemesi gereken operasyonlardandır.
Operasyon için karar verildiğinde anestezi alacak köpeğinizi risk altına sokmamak için köpeğinizin genel sağlık kontrollerini  ( genel kan sayımı, böbrek ve karaciğer tetkikleri, röntgen ) yaptırmanız gerekmektedir. Operasyon için uygun tarih belirlendiğinde   anestezik madde alacak olan köpeğinizin daha rahat bir operasyon geçirmesini sağlamak için operasyondan önceki 12-24saat  köpeğinize yemek ve su vermeyiniz. Entropium operasyonlarında en sık kullanılan yöntem içe doğru dönen göz kapağının üzerinden içeri kıvrılan kısım kadar bir büyüklükteki deri parçasının eliptik olarak alınmasıdır.
Bu yöntemde kesilen deri parçasının oranının dönme ile aynı oranlarda olmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde bu kez de dışarı doğru bir dönme söz konusu olabilir. Operasyondan sonra bölgenin sterilizasyonuna ve dikişlerin zarar görmemesine dikkat edilmelidir. Bu amaçla yakalık takmak pratik bir çözüm olacaktır. Gerekirse göz bandaja alınarak kapatılabilir. Antibiyotik tedavisi düzenli olarak yapılmalıdır.  Operasyon bölgesinin hassasiyeti nedeniyle iyileşme sürecinin hekim kontrolünde olmasında fayda vardır. Tam bir iyileşme yaklaşık 8-10 günde olur ve dikişler bu süre sonunda alınır. Genel olarak kullanılan aletlerin sterilizasyonuna ve antibiyotik uygulamalarına dikkat edildiği sürece sorun yaşanmaz. Ancak entropium operasyonlarından hemen sonra bölgede ödem şekillenebilir. Bu durum geçicidir ve bir kaçgün içerisinde kaybolacaktır. Entropiumun tekrar şekillenme olasılığı operasyon ile ilgili olmasa da en önemli komplikasyonudur.